Şiir Tutkusu

Menü

Berlin’de Hakimler Var

“BERLİN’DE HAKİMLER VAR “
 
* Memleketin nasıl yönetildiğini anlamak mı istiyorsunuz; onun müziğine kulak veriniz. Nerede güzel eserlerden oluşmuş uyum vardır, orada adalet ve erdem hüküm sürer. Konfüçyus
Adalet deyince akla ilk gelen, herkesin hemen hemen bildiği bir deyim vardır : “Berlin’de hâkimler var!..” Deyim nerden geliyor, hikayesine bakalım: Prusya Kralı büyük Frederik, Postdam ormanlarında gezinirken bir değirmenin bulunduğu tepenin yanındaki alçak bir tepe üstünde durur ve değirmeni satın alarak yerine bir saray yaptırmak ister. Fakat değirmenciyi bu satışa bir türlü razı edemez. Kral değirmenciyi ikna etmek için önce değirmene değerinin kat kat üstünde bir meblağ ödemeyi teklif etse de Sans-Souci, “Olmaz ! satılık değil bu değirmen.” der. Kral bu cevaba kızar ve “ Sen benim Prusya Kralı olduğumu bilmiyor musun yoksa?” diye sorunca, “ Biliyorum, biliyorum” der Sans- Souci, “Sen de benim bu değirmenin tapusu ile sahibi olduğumu bil.” diye cevabı yapıştırır.Kral iyice köpürür ve “ Zorla alırım o halde.Bakalım o zaman ne yapacaksın?” der.Değirmenci bu söz üzerine hiç telaşa düşmeden: “Berlin’de hakimler var.” cevabını verir. Kral bu cevap üzerine ıslah ettiği mahkemelerin adaletine kendi aleyhinde de güvenildiğini anlar ve bu yel değirmeninin Prusya Krallığı devam ettikçe korunmasını ister ve onun daha altında olan tepeye sarayını diker ve adını da Sans-Souci Sarayı koyar.Şimdiki örnek de ecdadımızdan : Bursa’daki Ulu Camii’nin ana kubbesinin tam altında 18 köşeli bir şadırvan vardır. Hiçbir camide olmayan, Ulu Cami’yi diğerlerinden ayıran bu özelliği mimarın estetik kaygısı sanırsanız yanılırsınız. Yıldırım Beyazıd dönemi eseri olan cami ve şadırvanın hikâyesi şöyle:Caminin inşa hazırlığı sırasında arazide hakkı olanlara istimlak bedeli ödenir. Ama nasılsa halledilir diye sona bırakılan, üzerinde harap bir kulübenin olduğu küçük parça sorun olur. Arsanın sahibi yaşlı bir Hıristiyan kadındır ve ne kadar fazla para teklif edilirse edilsin arazisini vermek istemez. Cami arazisinin tam orta yerine denk gelen arsanın mülkiyetinde sorun çıkınca proje iptal edilir. Birkaç sene sonra yaşlı kadın ölür, kimi kimsesi olmadığı için arazisi devlete kalır. Projenin önünde engel kalmamış görünür. Bu kez Bursa kadısı çıkar ortaya. Kadının Hıristiyan olduğunu, arsanın camiye dahil edilmesine bu nedenle karşı çıktığını, onun ölümüyle mülke sahip olan devletin arsayı kadının rızası hilafına kullandıramayacağını söyler. Mimara kalmıştır çözüm bulmak. Sonunda üzerinde namaz kılmanın doğru olmayacağı düşünülüp burası şadırvan haline dönüştürülür...
İnsanların huzurlu yaşamasına vesile olan, hayatlarının devamını sağlayan en önemli değerlerden biri de adalettir. Adalet kelimesi adl kökünden gelip, eşitlik manasına gelmektedir. Adalet kelimesinin tam karşılığı ‘’eşit bölüştürmek”tir. Yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanması, hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme anlamlarına gelir.
Adalet hususundaki şu hikaye bilgelik anlamı taşır : Hint hükümdarı taşınıyormuş. Kitapları toplanmış develere yüklenmiş. Hükümdar "Bunlar çok olmuş, en önemlilerini ayırın, bir tek deveye yükleyin." diye talimat vermiş. Veziri, kitaplardan sorumlu kişiyi çağırmış ve üç konudaki kitapları yüklemesini söylemiş: Birincisi, hükümdarı adalete yönelten kitaplar. "Çünkü hükümdar, adaleti kendisine meslek kabul ederse, büyük küçük herkes huzur içinde yaşar ve ülkede asayiş hüküm sürer. Yüreği yaralı bir tek mazlum olsa bile, onun iniltisi bütün alemi sarar ve ülkeyi sarsar. Keşmekeş içinde bir dünyadan kurtulmak için hükümdarın adil olmasından başka bir şey gerekmez." demiş. İkincisi, halkın kanunlara itaat etmesinin yollarını gösteren kitaplar."Çünkü "Hükümdar zulüm tohumu ekerse halk da ona itaat etmez, kanunları dinlemez. Arpa ekilen yerden buğday alınmaz. Halk kanuna itaat ederse hükümdar zulüm yapamaz. Hükümdar zulüm yapmazsa halk kanunlara itaat eder." demiş.Üçüncüsü sağlık hakkındaki kitaplar.Vezir son olarak şunları söylemiş: "Acıkmadıkça yemeğe el uzatmayan ve doyar doymaz sofradan kalkan sağlığını kaybetmez. Bu üç konudaki kitapları okuyan hükümdar, adil olması ve sağlıklı kalması gerektiğini öğrenir."
Adalet, zulmetmeyerek herkese hakkını vermek ve her şeyi akıl, mantık ve hikmete uygun olarak yerine getirmektir. Adalet, zulmün karşılığıdır. Kainatı yaratan, kuşatan, insanların huzurlu bir şekilde yaşamasını isteyen ve zulmün her çeşidini yasaklayan yüce Rabbimiz, Nahl suresinin 90. ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” Tarihte adaletsizliğin ve zulmün baş gösterdiği toplumların uzun süre yaşadıkları görülmemiştir. Nitekim nice Nemrut, Fravun, Ebu Cehil, Ebu Leheb gibi zalimler yok olup gitmişlerdir.
Osmanlı imparatorluğu döneminde adalete öylesine saygı duyulmuştur ki; kadı, Fatih Sultan Mehmed’in ellerinin kesilmesine dahi karar verebilmiştir. Fatih Sultan Mehmet, yeni yaptıracağı caminin inşasında kullanılacak iki mermer sütunu Sinan Atik isimli Rum mimara teslim eder. Mimar, bu sütunları üçer arşın kesip kısaltır. Fatih de buna sinirlenerek mimarın elini kestirir. Mimar da bunun üzerine padişah aleyhine dava açar. Fakat ne Galata ne de Eyüp kadılığı padişahı yargılamayı göze alamaz. Mimarın şikayetini Üsküdar Kadısı Hızır Bey kabul eder ve davayı açar. Mahkemeye celp edilen büyük padişah, baş köşeye geçmek istediyse de davacıyla birlikte mahkeme huzurunda ayakta bekletilir. Yargılama sonunda, padişah suçlu bulunur. Ceza olarak mimara yapılan haksızlığın aynısının tatbik edilmesine, yani padişahın elinin kesilmesine karar verilir. Rum mimar, mahkemenin verdiği bu büyük karar karşısında şaşkına döner ve davasından feragat eder. Mimar kısası istemediği için, Fatih, günde on altın tazminata mahkum olur ve hatta kısastan kurtulduğu için, bu tazminatı kendiliğinden yirmi altına çıkarır. Böylece padişahın eli kesilmekten kurtulur.
Evliya Çelebi’nin aktardığına göre, mahkemenin kararından sonra Fatih çıkardığı demir sopayı kadıya göstererek; “Eğer sen Allah’ın hükmünü uygulamayıp, elimi kesmeye beni mahkum etmeseydin bununla senin başını paramparça ederdim” der. Kadı Hızır Bey Çelebi de sakladığı kamayı çıkararak cevap verir; “Sen de benim hükmümü kabul etmeseydin, ben de bununla seni delik deşik ederdim.” Bu durumu gören Rum mimar adeta kendini kaybetmiş, yerlere kapanmış, hıçkırıklarla, gözyaşlarıyla ağlayarak şöyle demiştir: “Hepiniz şahit olun ki, ben davamdan vazgeçiyorum ve bu adalet anlayışı karşısında müslüman oluyorum!..”
Fatih Sultan Mehmed zamanında Osmanlı çatısı altındaki milletler o kadar çok huzur ve refah içerisinde yaşıyorlardı ki, bu devirde bir Müslüman’ın, günlerce dolaştıktan sonra yıllık zekâtını verebileceği bir tek fakir dâhi bulamadığını tarihçiler ifade ediyor. Bunun üzerine bu müslümanın, zekâtının tutarı olan parayı bir keseye koyarak İstanbul Cağaloğlu’ndaki bir ağaca asıp, üzerine de şu ilginç sözleri yazdığı rivayet ediliyor: “Müslüman Kardeşim! Bütün aramalarıma rağmen memleketimizde zekâtımı verecek kimse bulamadım. Eğer muhtaç isen, hiç çekinmeden bunu al.” Bu kesenin o ağaçta üç ay kadar asılı kaldığı söylenmektedir.
Osmanlıların devleti âdil ve hoşgörülü bir şekilde yönetmeleri, özü itibariyle Allah’ın Kur’ân’daki emirlerine dayanır: Nisa suresinin 58. ayetinde; adalet hususunda yüce rabbimiz, “Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adalete uygun hüküm vermenizi emreder. Allah bununla, size ne de güzel öğüt veriyor! Şüphe yok ki Allah Semî ve Basîr’dir (sözlerinizi de, hükümlerinizi de hakkıyla işitir, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görür.” buyurur.İşte, ruh dünyaları bu ilâhî terbiyeyle şekillenmiş Osmanlı idarecileri yüzyıllarca; “Etnik yapı, ırk ve dil gözetilmeden, adalet bütün insanlar arasında eşit olarak uygulanmalıdır.” prensibini kendilerine rehber edinmiş ve bunda da oldukça başarılı olmuşlardır. Osmanlılar fethettikleri coğrafyalarda o güne kadar ezilmiş, hor görülmüş insanlara geniş hürriyetler tanımış, haksız tutumlara son vermiş, kısacası halkla kaynaşma yoluna gitmişlerdir.
Türk düşmanı olmasıyla tanınan Fransız tarihçi Fernand Grenand bir eserinde Osmanlı zamanında banliyöleriyle beraber nüfusu yarım milyon olan o muazzam İstanbul’da dört senede yalnız dört cinayet işlendiğini ve ağzına kadar tüccar eşyasıyla dolu bir kervansarayı bir tek kişinin muhafaza ettiğini yazmaktadır. Kanunî Sultan Süleyman döneminde ise, Sultan Süleyman’ın hükümdarlık yaptığı 46 yıl boyunca, başşehir İstanbul’da, yılda ortalama sadece 1 cinayet işlendiği tespit edilmiştir.
Tarihçi Helbert Melzing 16. asırda Osmanlı devleti ile Avrupa’yı şöyle kıyaslamaktadır: “Kanuni Sultan Süleyman’ın imparatorluğunda adalet hâkim iken Avrupa’da Charles Quint rüşvetler sayesinde imparator olmuştur. Sultan Süleyman bir gün Süleymaniye Camii’ni inşa ettireceği arsa üzerindeki bir yahudinin evini parasıyla istimlâk etmek istedi. Yahudi bu satışa razı olmadığından Sultan müftüye müracaat etti. Müftünün kararı şu idi: ‘Ancak bir mukavele ile Sultan bu evi kiralayabilecekti. ‘ Bu karara Sultan boyun eğmiştir. 0, üstelik dünyanın o devirdeki en büyük devletinin başkanı olarak yahudinin ufak evini zorla almazken; Portekiz kralı yahudilere ‘program’ yaptırıp, ateşte diri diri yakıyordu.
İngiltere’nin İstanbul sefareti memurlarından Ricault meşhur eserinde şunları yazmaktadır: “Osmanlı ordusu hareket halinde iken; geçtiği yerlerdeki ahalinin, yağmaya uğrama, kız ve kadınlarına taarruz edilme gibi ahvalden şikâyet ettikleri vaki değildir. Askerler ahaliye kötü muamele etmezler sahip olmak istedikleri eşyayı pazarlık yaparak ve bedelini peşin ödeyerek satın alırlar. Bence bu adalet ve hakkaniyet halidir ki Türklerin muvaffakiyetine sebep olmakta ve imparatorlukları gittikçe büyümektedir.1846-1908 yılları arasında yaşamış İtalyan romancı, öykü yazarı ve şair Edmondo de Amicis’in İstanbul ile ilgili şu tespiti ilginçtir: -"Krallar, prensler, Krezüs, dünyanın kuvvetli ve zengin insanları, o anda hepinize acıdım; gemide bulunduğum yer sizin bütün hazinelerinize bedeldi ve İstanbul’a bir bakışımı bile bir imparatorluğa değişmezdim."
16. yüzyılda yaşamış Avusturyalı diplomat Baron W. Wratislav Türkler hakkında şöyle der :-"Dini emirlerin dışında kalan bazı şeylere Tanrı buyruğu gibi değer veren bazı insanlar, kedi, köpek, balık, kuş ve Tanrı’nın başka canlı ve konuşamayan yaratıklarına yiyecek sadakası vermekle Yüce Tanrı’nın gözüne gireceklerine inanırlar. Bu inançların bir sonucu olsa gerek, yakalanmış kuşları öldürmeyi büyük günah sayarlar ve bunları bir çeşit kurtuluş akçesi verir gibi, satın alarak azat etmekle Yüce Tanrı’nın hoşnutluğunu kazanmış olurlar. Balıklar için de sulara ekmek kırıntısı atarlar.Türkler, bir gülün yerde sürünmesine asla dayanamazlar."
Bir gün Hz. Musa ibadetini bitirdikten sonra bir ağacın altına oturur. Hemen yakınındaki çeşmeyi seyrederken atlı bir savaşçının çeşmeye geldiğini görür.Savaşçı su içmek için eğildiğinde boynundaki altın kesesi ıslanmasın diye çıkarır çeşme başına bırakır.Suyunu içtikten sonra altın kesesini unutur ve yoluna devam eder.Hemen arkasından hoplaya zıplaya bir çocuk gelir.Tam su içecekken altın keseyi fark eder ve hiç düşünmeden alır ve oradan uzaklaşır. Çocuğun arkasından çok yaşlı bir ihtiyar inleyerek su içmeye gelir.Bu arada altın kesesini çeşme başında unutan savaşçı, kesesini almak için koşarak çeşmeye gelir.Telaşla etrafa bakar, fakat su içtiği çeşmenin başında altın kesesini bulamaz.Hemen yanındaki yaşlı adamın boğazına sarılır ve altın kesesini vermesini İster.İhtiyar adam, ne kadar "Ben almadım." dese de atlı savaşçıyı ikna edemez.İyice sinirlenen savaşçı, kılıcını çeker ve yaşlı adamı oracıkta öldürür.Olan biteni gören Hz. Musa;"Ey Rabbim, bu nasıl bir adalettir?Senin hikmetinden sual olunmaz ama ben bu işten hiçbir şey anlamadım" der.Bu isyana benzer sözlere karşılık gaipten şöyle bir ses duyulur:’Ey Musa!.. Ben sana işlerimi anlayacak kadar akıl vermedim ki sen benim hakkımda yorum yapıyorsun?Ama kalbinin yatışması için gerçek şudur: Altın kesesini unutan savaşçı, O küçük çocuğun babasının malını yağmalamıştı.Ölen ihtiyar ise gençliğinde çok güçlü zalim bir adamdı.Hiç uğruna bir köylüyü öldürmüştü.O ihtiyarı öldüren savaşçı, işte O köylünün oğludur.
Sözlerimi, adalet üzerine söylenen şu özlü sözlerle bitiriyorum.*Adalet dünyadan kalkarsa, insan hayatına değer verecek bir şey kalmaz. Kant*Adaletsiz bir ülke mezbahadan başka bir şey değildir. Clemenceau*Adaletin gecikmesi adaletsizliktir.Landor*Haksızlığa yönelip bütün insanların senin peşinden gelmesi yerine, adaletli olup yalnız kalman daha iyidir. M. Gandı*Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun.Freud *Hukuk bir gün herkese lazım olur. Anonim *Ne zulüm, ne merhamet yalnızca adalet Anonim*İnsanlar ancak adaletle doyurulur.Emerson * Adalet önce devletten gelir.Aristo *Bir davada karşı tarafı dinlemeden verilen karar doğru olsa bile hiçbir zaman adil olamaz.Seneca*Bir tek kişiye yapılan bir haksızlık, bütün topluma yapılan bir tehdittir.Montesquieu *İnsanların çoğunda adalet sevgisi, adaletsizlik korkusu yüzünden vardır.La Rochefoucauld *Hiçbir şey devlete, yasalara saygılı olmak kadar yaraşmaz.Justiniaus Kanunları *İnsancıl olmadıkça adil olamazsın.Vauvenargues *Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir hale geldiği noktaya gelince o rejim mahkûm olmuştur.Montesquieu * Hükümdar haksız olarak bir köylüden yumurta alırsa, adamları köylünün bütün tavuklarını alır.Sadi *Adaletsiz rejimi, adaletle yıkınız. Gandhı* Adalet topaldır, ağır yürür fakat gideceği yere er geç varır.Mirabeau *Haklı olduğunuza inanıyorsanız, sakin olmayı başarabilirsiniz.Bud Holiday *Ceza kaldırılabilir; ama suç insanın içinde sonsuza kadar yaşar.Ovidius *Bir yargıç, iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir.Sokrates *Ne kadar yüksekte olursan ol, yasalar senden de yüksektir.Thomas Fuller *Yasaların bittiği yerde zulüm başlar.Lord Chatham *Yasama, yürütme yargı içiçe geçmişse, özgürlükler garantide değilse, anayasa yok demektir. Kuvvet kimdeyse o hâkimdir.Jean-Jacques Rousseau *Adalet nerede hesap sorarsa, merhamet orada haklarını kaybeder. Refik Halid Karay*Adalet ancak hakikatten, saadet ancak adaletten doğabilir. Anatole France *Gökyüzü kafana düşse de yine adaletten şaşma.W.Watson*Kılıç ;zaferleri, zeka siyasi üstünlüğü, adalet de ahlaki muzafferiyeti temin eder.SimeonLuce
 
 
Vecdi Murat SOYDAN09/09/2011 Isparta
Vecdi Murat SOYDAN474 şiiri bulunuyor
Paylaşabilirsiniz:
2.5/5 Toplam verilen oy :
Ekleyen Kullanıcı : Vecdi Murat Soydan