Şiir • Bilinmiyor

Genç Öğretmen

Yazar / Şair

H.İbrahim SAKARYA
person

                              GENÇ ÖĞRETMEN

 

            Akşehir İlk Öğretmen Okulundan 27

Mayıs İhtilâlini takip eden günlerde mezun oldum. Gençliğin ve öğretmenlik

mesleğini hak edişin verdiği heyecanla dopdoluyum. Köyümde tayinimi beklemekteyim.

            Nihayet Millî Eğitim Bakanlığından

Mardin İline tayin edildiğime dair kararnamem geldi. Yarın Allah izin verirse

Yola çıkacağım. Babam akşamdan Pamukları düğürcük-lenmiş küçük yorganımı,

çarşafa sararak kınnapla sıkıca bağladı. Tahta valizimi yerleştirdim. Köydeki

arkadaş ve akrabalarla vedalaştım. Yeni görevimdeki gelecek günlerimin

kurgularıyla uyumuşum.

            Sabah namaz vaktiyle uyandım.

Alelacele kahvaltımızı yaptıktan sonra anacığıma sarılarak vedalaştım. İki gözü

iki çeşme ağlıyor, sağ salim gitmem için yaratana dua ediyordu. Babacığım yorganı

ve valizi almış eline:

            —Hadi oğlum kamyon şimdi gidecek!

Diyerek yola koyuldu.

            Babam önde, ben arkada karşı

mahalleye geçtik. Çalışmakta olan köyümüzün tek vasıtası agustun kamyonun

yanında babamın ellerini öperek vedalaştım. Arabanın şoför mahalline oturarak

Konya’ya yollandım.

            Gök dere boyunca yeşillikler

içerisinden kıvrılan daracık şoselerde bir o yana bir bu yana yatarak ilerliyoruz.

Güneş tepelerden aşağı süzülmekte. Ben gelecek günlerimin tatlı görüntüleri

içerisinde yaşıyorum. Düşüncelerimde, yeni okulumun pırıl pırıl görüntüsü canlanıyor.

Küçücük öğrencilerim sarmış etrafımı. “Öğretmenim, öğretmenim” diyen sesleri

içerisinde kalmışım. Mutluluktan uçuyorum.

            Torosların kıvrımlı yollarında

yolculuk bir başkadır. Virajları dönerken arkadan savrulan tozlar tekrar kamyonun

şoför mahallinin penceresinden genzimize dolmaktadır. Bodur ardıç ve

meşeliklerin arasından tırmanan arabanın sesiyle uçan kuşlar sanki yarışa

girmişçesine üzerimizden süzülmekteler. Sıcaktan bunalan şoför İbrahim Ağa

başındaki örmeyi çıkararak torpido gözüne yerleştirdi ve derin bir soluk aldı.

             Dört saatlik yolculuktan sonra Kaşınhanı Köyünde

arabadan indim. İkinci mevkiden tren biletimi aldım. İki saatlik beklemeden

sonra kara tren geldi. İlk tren yolculuğumu yapacağım, ilk göreve gidiyorum,

heyecanlıyım. İple sarılı yorganımı vagondaki üst bölmeye yerleştirdim. Valizim

yanı başımda duruyor.

Tren keskin düdüğünü öttürerek sarsıldı, hızla yol almağa

başladı. Gözlerimin önünden hızla geçen telefon direklerinin arasından ovayı

seyretmekteyim. Bu arada Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Han Duvarları” şiirinin

mısralarını mırıldanıyorum. “Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı/ Bir

dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı altımda demir raylar/

Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar”

            Karaman istasyonunu geçince tren

salonlarını dolaşmağa çıktım. Öndeki kompartımanın kanepeleri meşin kaplı ve

daha temiz ve düzenli. Tek tük yolcuları var. Pencereden dışarısını seyrederken

dalmışım. Bir sesle kendime geldim:

            —Hey delikanlı! Bana bak! Sesin

geldiği yöne başımı çevirdim. Yetmiş yaşlarında bir nine bana sesleniyordu. Yaklaştım:

            —Buyur nine, dedim.

            —Evladım nereye gidiyorsun?

            —Mardin’e gidiyorum nine.

             Bana nereli olduğumu Mardin’e niye gittiğimi

sordu.  Konyalı olduğumu, öğretmen

olduğumu ve ilk göreve gitmekte olduğumu birer birer anlattıktan sonra:

            —Ben de Mardin’e gidiyorum. Gel bana

arkadaş ol, kompartımanda yalnızım, dedi. Kendisine biletimin ikinci mevki

bileti olduğunu, orada valizimle yorganımın bulunduğunu söyleyince:

            —Git getir eşyalarını, benimle

beraber gidelim kimse bir şey demez, bak kompartımanlar dolu da değil, deyince

gidip eşyalarımı ninenin kompartımanına taşıdım. Meşin kanepelerin üzerine

karşılıklı oturduk. Artık onun sorularına sürekli cevap vermekteyim. Bana

İzmirli olduğunu, Mardin’deki oğlunun yanına gittiğini söyledi.

            Kondüktörün bilet kontrol diyen sesi

duyuldu. Bizim kompartımana gelince önce nine biletini uzattı. Elindeki araçla

ona bir delik açtı. Geriye verince, ben de biletimi uzattım. Bana:

            —Bu bilet ikinci mevki, siz derhal

yerinize gidiniz, aksi halde ceza kesmek zorundayım. Nine görevli memura:

            —Evladım, ben yalnızım diye

çağırdım. Bana arkadaş olacak, ne olur benim yanımda kalsın, diyerek memurun

itirazına rağmen çok yalvardı ve beni yanında bırakmağa razı etti.

            Bende, küçük yaşlardan beri tik

rahatsızlığı bulunduğundan gözlerimi sık sık kaparım. Nine bunun farkına vardı

ve bana:

            —Evladım gözlerini öyle işaret eder

gibi yapma bir daha görmeyeyim deyince, kendisine nine benim âdetim bu

istemeden yapıyorum dedimse de, yapmayacaksın diye üsteledi.

"                              GENÇ ÖĞRETMEN"

            İstasyonlarda simit, erik ve su

satan çocuklar giriyor trene. Her seferinde aldığım şeylerin ve içtiğim suyun

parasını vermeye kalksam beni azarlar, “bırak sen parayı ben vereceğim” diye

bana bir kuruş verdirmiyor. Arada sırada gözlerime bakarak:

            —Bak yine kapattın gözünü diye

çıkışıyordu. Birlikte yolculuğumuz ve sohbetimiz çok iyi gidiyordu. Artık ben

onun emrindeyim.

            Adana’yı geçince kondüktörün sesi

duyuldu. Bilet kontrol diyerek kompartımanımızın kapısına dikildi. Ninenin uzattığı

bilete bir delik açarak kendisine iade etti. Ben de biletimi uzattım. Görevli

bana biletimin ikinci mevki olduğunu ceza kesmek zorunda bulunduğunu söyleyerek

göğüs cebinden çıkardığı ceza makbuzunu dizinin üzerine koyup eline kalemi

alınca nine kendisine:

            —Evladım ben çağırdım bu

delikanlıyı, bana arkadaş olması için ne olur idare ediver diye çok yalvardı.

Ama bu kondüktör önceki gibi değil sert ve kuralcı birisiydi. Ne olur bak, ben

yaşlı ve yalnızım, kompartıman da boş, dediyse de ikna olmayan kondüktörün gözü

yukarıdaki iple sarılı yorganıma takıldı:

            —Bu da nedir? Diye sorunca kendisine

yorganım olduğunu Mardin’deki görev yerime öğretmen olarak gittiğimi anlattım.  

            —Bunun da yük vagonuna verilmesi

gerekirdi. Ya derhal ikiye bölüp küçülteceksin, ya da ayrıca ona da ceza

keseceğim demez mi? Kendisine tekrar hatırlattım:

            —Memur bey! O benim yorganım. Yorgan

ikiye bölünür mü? Dememe kalmadı, nine sözümü keserek:

            —Evladım ne olur bak ben çağırdım bu

genç öğretmenimi, benim için idare et, O benim yolculuk arkadaşım dediyse de

aldırış etmeyen kondüktör ismimi sorup, ceza kesmeye davranınca ninenin kaşları

çatıldı:

            —Haydi, bir ceza kes de göreyim. Sen

beni tanımıyorsun galiba oğlum, diyerek çıkışınca:

            —Nine tanıyalım bakalım ne olacak?

Ben cezayı kesmek zorundayım, kusura bakma.

            —Oğlum ben Feyyaz Beyin anasıyım,

İzmir’den geliyorum oğlumun yanına, deyince kondüktörün elindeki kalem ve makbuz

koçanı göğüs cebine girdi. Elini uzatarak:

            —Anneciğim, hoş geldin, sefa geldin,

ver elini öpeyim diyerek ellerine sarıldı ve öperek kendisini bağışlamasını diledi.

Nine ona:

            —Önemli değil evladım. Bak bu genç

öğretmen benim yol arkadaşım deyince, benim de elimi sıktı. Bana da hoş geldin

dedi. Bu olayları izledikçe şaşkınlığım daha da arttı. Biraz önce bütün

yalvarmalara aldırmadan ceza kesecek adam yok oldu. Yerine söylediklerine bin

pişman, tatlı sözlü bir kişi gelmişti sanki.

            Kondüktör müsaade isteyerek kontrol

işlemine devam etmek için kompartımandan ayrıldı.

            Biraz sonra trende ne kadar görevli

varsa hepsi gelerek ninenin elini öptüler. Nine hepsine de, bu benim arkadaşım

diye beni gösteriyor, hepsi benimle de tokalaşarak hoş geldin diyorlardı.

            Trenimiz Urfa ovasında süzülerek

ilerliyordu. Ceylan pınar İstasyonunda tren görevlileri Feyyaz Beye müjdeyi

vermişler ki, Feyyaz Bey önde, onlar arkasında kompartımanımıza teşrif ettiler.

Feyyaz Bey anasının elini öptü. Uzun uzun sarıldılar. Neden sonra nine:

            —Oğlum, bu genç öğretmenim Konya’dan

buraya kadar bana yol arkadaşlığı etti. Kendisi Gürpınar istasyonunda

inecekmiş. Köyü oranın yakınındaymış diyerek tanıttı. Feyyaz bey benimle de

kucaklaştı. Karşımızda saygılı bir duruşta bulunan bütün görevlilere dönerek,

heyecanlı bir sesle:

            —Bakın bu öğretmen kardeşinizi iyi

tanıyın. Bundan sonra hangi istasyonda görürseniz yük treni, ekspres demeden

kendisini trene alacaksınız deyince, hepsi birden “baş üstüne efendim” diyerek

söz verdiler.

            Tren Ceylanpınar’dan hareket

ettikten az sonra Feyyaz Bey bana:

            —Hocam senin köyün yakınındaki

Gürpınar istasyonuna gelmek üzereyiz hazırlan bakalım dedi.  Kendisine görevini sordum. DDY Güneydoğu Anadolu

Bölge Müfettişi diye tanıttı. Nine ise bana:

            —Bak Halil İbrahim oğlum! Eğer yolun

İzmir’e düşer de bana uğramazsan yolculuk hakkım iki dizine dursun diyerek

adresini yazdırdı. Elerini öperek Gürpınar istasyonunda indim. Hayat boyu bu

güzel tren yolculuğunu ve sevgili yol arkadaşım sevimli ve şefkat dolu ninemi

unutmadım. Mevla’m Cennetinde cem edecektir inşallah…

 

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor...