Şiir Tutkusu

Menü

Abidik Gubidik Tiwislik

Din elden gidiyor diye hep.....
İnsanın algılama, idrak etme, yönlendirme ve yönetme gücünün yetip yetişemediği boşluklara sinsice yuvalanıp, bir yandan insan suretinde hayatın herkese pay ettiği yaşamsal lokmaların büyüğünü lüp götüren kaymakçıya kendince tayin atanan ve bir diğer yandan da "nasıl olsa işi kökünden bağladım" el kol sallama rahatlığıyla tanrı yahut yarı-tanrı pozlarından enayisini avcuna düşürdüğü çaresizliklere karşı sınırsız ve sorgusuz yetkiler kullanmak....
Din elden gidiyor diye, bir taraftan tepeden tırnağa NATO karakolu eksenli ısmarıçlar üzere militanist kıyafetlere bürünüp, kara mizahlı türlü türsüz tür-banlanmalar, günboyu keskin müslümancık tökezlemeleriyle hayatın dolaşık ve şaşkın ayaklarında vakti avaraya alan alay konularına sürüncemelenirken, bir yandan da akılları fikirleri hava-i fişekli fırıldaklıklardadır, lükstedir, cafcafadadır, "istememem ama sağ cebim ne güne durur daldır koy.!" dadır, durmaksızın top atan yaşamın yenmişinde içilmişinde oruçlu gezip...dalaverecisinin düzenbazladığı dakkasını dört gözle beklenen tepesine çullanacağı mahlebaşı kurulan iftar çadırlarındadır...
Zaten çoktan bozulmuş bu taaaaa başından sakat tutulan niyet bir kere..
Neredeyse bütün teolejik olguların başında tinsel ve dinsel amir , memur, emirveren sallama başlıklı bataklık sinekleri, hiç başından eksik kalmaksızın kafabulamaya zibidilik edeceğinden, çünkü kolay ve zahmetsiz bir sahadır burası ki
...İnsanı insana sal, salgıla ve ufacık bir bit yeniği vesvesesine takıntı yapacak derecede hiçlendir...sonra da birbirine mussallat et bulaştır...arkası yandı gülüm keten helva...doooğruca mussalla..!
Geride kalan yağma da cukkkk..! Elinle koymuş gibi senindir.
Aşağı yukarı bu veya buna benzer hervadelikli usullerle çalışırlar bütün dinlerin "Nasıl olsa gören bileni yok " kullaştırmaları sayesinde tanrı ve yarıtanrıcılık taslayan işi altmışaltıya bağlayıcıları.
Bizdeki saltanat kaldırıldıktan nice sonra ancak şeyhülislamlığın kaldırılabilmesinin güçlüğü de buradan gelmekteydi..
İnsanlar tapındığı şeyin işinin içine su katılan simyacı ve kimyacılarca ucuz el ürünü afyonlukları olduğunun farkına varmaları, hiç de öyle sanıldığı kadar hah diyince hemen oluverrmeyen, ölüme meydan okumanın da ötesinde zor bir hal olduğu. ..Öcülü böcülü..
İşte bunun için " Ey Türk Gençliği...! Birinci vazifen Türk istiklalini ve Cumhuriyetini korumak..."
Diye başlayıp dünya durdukca da hayati geçerliliğini koruyan, yani eğer sen hayatına sahip çıkmazsan...
Eğer sen,
Kucağında özgürce masal ülkesi huzurunu elalemlerin alıcı kuşlarına yemlik oltalığa kapsın götürsüne herşeyini hurdaya çıkarırsan...Bekle ki biri gele de, senin hayatına senden sağlam sahip çıka..! Bekle ki, başkasının kayıp katırını düdük dütleterek dıngırdattıran biri gele de, senin kaybını senin adına kazanca çevire...
Demelere gelen sıkı sıkıya aman ha amanlı sırtındaki sorumluluğunu gözbebeği gibi tüm kemliklerden sakınıp "Bizimkisi dünü bütün biriktirdiği belasıyla başına dert alan bugündü ve senin ve senden sonraların devam edip gün be gün hiçbirzaman üstünden eksik kalmadan gözkulak olacak olan yarınki tamamınızın yarısıdır.." demeye gelen tembih......
Merzifonlu Mustafanın niye gittiği uzun kuşatmalı cengi kazanamadığından kellesini yolunun yarısında, abdest namazdan hemen sonra uçuran laleli bahçelerin cümbüş curcunası, bir taraftan kula kulluk ettirme ' Erk-i İlahiyesinin ' tavuz kuşluğu özentisi tüyünü tümbülleyip insanları kupkuru hayat tayınlarına ölümle eşdeş sıfırcı ayaz ederken, bir yandan da hayat gerçekliği asla bu çarpıklığı affetmediği kendi ipini kendi boğazına, aslında ister istemez çoktan kendi takıvermişti.
" Ey Türk gençliği diye söze başlayıp...(Tıpkı Şeyh Edibalinin Osman' a tembihleri gibi) bizi, yani, Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayanların tek ferdini ayırdetmeksizin tümünü; sevgili diye kucaklarına sarılan o kutlu tembih, bu hassas noktayı bu kulluğa anlatamamış olacak ki...
Arş- ı al"a da tanrı yahut yarı tanrılık ile cehennem sürgünlüğünden kurtulmakla kendini hiçlemiş tiril tiril titreyen korku gizlerine sindirilmiş insan baskılanmalarını koordine etmeyi kendine iş edinen simsarlar, böylesi sahiplenmelerin başında devamlı açıkkkollayanbela kılıcı gibi pis pis döndüğüdür o sıfırcı megul nokta...
Hemen NATO anlaşmalarıyla en başta iç ve dış güvenliğinin bekçisi durumundaki ordusunu bu karargah merkezinin izni olmadan şurdan şuraya (Onbaşısının terfiyesine bile onların müsadesi olmadan ) adım attırılmayan...
Yugoslavyanın çöküşüne katkı sunsun diye...Somali..Afganistan, Gürcistan, Kafkaslar, hatta hatta Kore, Ortadoğu..ve daha kimbilir ne nicelerin evini başına yıkıp dünyayı darma duman etmeye...Kendinden çok ona buna şıkır fıkır çalışan elaltı hizmet şubeliği konumuna getirilip..
Bugün yine sülük gibi yoksulluğunu emip, sömürdüklerinin yerine zırnık birşey koymadıkları hani hep o din elden gidiyor zavallılığını dükkanlayarak işgören buraların tayin ettiği hükümetler sıkıştıkca hava-i fişek meraklısı donup kalmışlığa oyalanacak iş olsun diye patlatılan terörle işi cokerleyen ordunun ortadan arazi ettirilerek...
Çok kimlikli dışışlerimizin körfez savaşları başlığında yürütülen kıyımda İŞGALCİYE TERCÜMANLIK arabulucusu pundundan kotardığı yetkiyle, Dik Çeni markalı iki sayfalı dokuz ve maddelik ABDUŞ- MEMİŞ GÜLEN GÜLMEYEN..anlaşmalarına bağlamlı bağlamlarda bizzat ilk elden açıklamasıydı.."Üniter yapıya dokunmadıkca yaşadığımız şey üzerinde bitakım bazı düzenlemeler yapılabilir.." hayatın kıyısına arazi ettirilen, polis kortejli ordununki
İşte o düzenlemeler üzerinden..
"Bundan sonra çok güzel şeyler olacak çok.." lafı geldi Abduş-memişten..Sonra bir açılındı..Bir açıldı gitti ki yakası yüzü yırtıklık..Sorma..!
Şimdiyse Öteki dinamitci Abduşunan oturulmuş, özerklikte anlaşılmış pis kokuları yayılıyor etrafa..
O meşhuuuur büyük BOP eşbaşkanlığı etrafında dönen fırıldaklıkları sayesinde...
Bu işin kula kulluk ettirme yarı tanrıcılık postunda türlü-banlara bürülü afyon atölyecisiyse, işi şimdiye kadar olmadığı kadar ve hatta ölü diri kimden ne sus payı ses gelirse " he " dedirtmeye ses gelirse ona sarılarak..O son (K)vuruşluk eşiği aşmaya çalışıyor..Çünkü efendi ağası ona o işi kodlamış ki..
Meğerse istisnasız bütün devlet kurumlarında (Polis, ordu, mülk-i idare, eğitim ve öğretim, şağlık, finans..) yüzde seksene varan devleti işgal ettiğini bizzat şimdi hasımlaştığı has adamı ve iş ortağı..Nurettin' in kendisi söylüyor..
Ki meğer, bu abidiği yamuk işler o yüzde kene gibi içten içe devleti kolayca dış devletli ağababalarının efendi efendi koltuk çıkmasıyla kolayca kemirttiliyormuş..
Lambası kontak kırmış loş bir hoş avanak aydınlar ve milli-menfi bilmem ne filanlarsa.."Rakı en kaliteli kıvamına şimdi erdi.Bundan iyisi can sağlığı varım be..Heee demeye varım ulan anasını satıyım.!" ayağında satan satanların cümbüşüne şişe devirip tabak çanak kırıştırıyor..
Yaaaaa ...İşte böyle..Bugün otuz Ağustos..
Onun bunun esiri uşağı ve saltanat kulluğu olmaktan kurtulmak için tertemiz bir alın terinin alnımıza düşürdüğü yüce onurudur ismi..
Onursuz, acı lokmalı kursak avuntularına karşı yüzüne tükürüp, kendi yavan yaşığımızdan neyimiz varsa ondan öğünlere katıklanarak... huzurlu geleceklere biriciğimiz ve sevgili ülkemizi arımız namusumuz niyetine, ölümden öte üstümüze kendimizi vazifeli saydığımız..
Hatırasına şükranlarımızla..

Seyfi Karaca..........Ağustos / 10
Seyfi Karaca3371 şiiri bulunuyor
Paylaşabilirsiniz:
2.5/5 Toplam verilen oy :
Ekleyen Kullanıcı : Seyfi Karaca