Temizlik İmandan (mı) Dır?
Yazar / Şair
Vecdi Murat SOYDANYüce dinimiz İslamiyet, hayatımızı kolaylaştırmak ve bizlerin mutluluğunu sağlamak amacıyla bir takım kurallar getirmiştir. İncelendiğinde anlaşılacaktır ki, insan toplumsal bir varlık olduğuna göre, kendimizi toplumdan asla soyutlayamayız. İslamiyet, sosyal ve beşeri ilişkilerde insanı merkez alarak, toplum içinde nasıl davranılması ve hangi ölçülere göre hareket edilmesini belirler. Aksi halde insan olmaktan çıkar, dengesiz bir mahluk oluruz ki, bu da insan tabiatına ve yaratılış gayesine aykırı bir durumdur. O halde üzerimize düşen bir takım sorumluluklarımızı görmezden gelemeyiz. 'Aman canım, bana ne' diyemeyiz. 'Temizlik imandandır.' Hadis-i Şerifini yerine getirirken temizliğin sadece bir beden ve ruh temizliği olmadığını, manevi olduğu kadar aynı zamanda maddi bir temizlik olduğunu da hatırlamalıyız. 1990 yılında ilk kez gittiğim Konya ilinde sokakların da, en az caddeler kadar tertemiz olduğunu hayretle gördüm. Yerlerde değil bir çöp, bir kağıt parçası bile yoktu. Demek ki istenilince oluyormuş diye geçirdim içimden. Aynı zamanda bir de çağrışım yaptı bana. 1988 yılında turistik amaçlı olarak yurtdışına gittiğimde, ilk kez gördüğüm bir Avrupa ülkesi olan Almanya'nın Münih kentinde de aynı sahnelere rastladım. Tabiri caizse, bal dök yerleri yala. O cinsten bir temizlik bu. Nefis.. Allah için, hiç mi insan yaşamıyor burada? Yaşıyorsa, hiç mi kirletmemişler. Demek ki, istenilince yapılıyormuş. Şu kanıya vardım ve kendi kendime şöyle dedim: ' Son din, İslamiyet. Ama sanki ecnebiler yaşıyor islamiyeti. Biz ise uyuyoruz.' 'Aslan yatağından belli olur' derler. Ne kadar doğru bir söz. Bir daha da Konya iline gitmek nasip olmadı. Acaba yine aynı mıdır ki Konya? Yoksa, oraları da şimdi diğer illerimiz gibi kirlenmeye yüz mü tutmuştur. Çevrecileri ve dernek üyelerinin eylemlerini (!) sık sık basından takip ediyoruz.Çevreciler tepkilerinde haklılar bence. Çünkü amaç, çevreye zarar vermemek, insanca yaşamak ve doğayı korumak olduğuna göre tepki vermeleri de doğal. Asıl tepki vermemek anormal. İşin düşündürücü tarafı, eylemde (!) bulunan çevrecilere bizlerin de eylemde bulunarak, onları protesto etmemiz. 'İnsan insanın kurdudur.' diye boşuna söylememiş filozof Hobbes. İlk başlarda ben de kızardım ' Ne oluyor bu çevrecilere böyle? Başka işleri mi yok? ' diye. Sonra düşündüm ki, birilerinin ses çıkarması lazımmış. Onlar da seslerini protestolarla duyurmaya çalışıyorlar. Hayvan hakları savunucuları da öyle. İşte bizler, bizlere ters gelen bu sivil toplum örgütlerine karşı önyargılı davranıyoruz. Çevreye ve doğaya karşı ise duyarsız kalıyoruz. Çevreyi ve doğayı kirleten olumsuzlukları kanıksıyoruz ve ses çıkarmayı aklımızın ucundan bile geçirmiyoruz. İnsan bilmediği bir şeye her zaman düşman olur. Her konuda olduğu gibi bu konuda da önyargılı olmamak gerekir. Şu anda yaşadığım yer tam bir doğa harikası. 2008 yılında Isparta Valiliğine İl Yazı İşleri Müdürü olarak atandığımda o tarihe kadar yani 17 yılda tam 15 ev değiştirmişiz. Oturduğumuz evler ya satıldı, çıkmak zorunda kaldık. Ya da askerlik, sonrasında ise görevde yükselme sınavları derken, 15 ev değiştirmek zorunda kaldık. Ben de makus talihimizi yenmek adına, kararımı verip, borçla harçla Isparta'dan bir ev satın aldım. Bulunduğumuz mekan Ayazmana mesireliğinin hemen dibi. Kocaman, yemyeşil bir mesirelik alana sahip. Dip dibe olunca mesirelik alan, 'Kocaman bahçemiz var.'diyorum. Aynı zamanda 3 tane de park var mahallemizde. Yan yana hem de. Kısaca, sağımız solumuz yeşillik alan. Şanslı olmalıyım. Ancak temizlik konusunda olumsuz birkaç husus var ki, belirtmeden geçemeyeceğim. Söz konusu bu parkın yanında iki adet çöp varili var. Birisi kağıt atıkları için konulmuş. Belediye temizlik görevlilerinden önce, sağ olsun duyarlı (!) vatandaşlarımızdan bu işi meslek edinen bazı kişeler kağıt atıklarının bulunduğu çöp varilini deşeleyerek içindeki kağıtları alıyorlar. Alıp gitseler iyi de, etrafa saçılmaları yok mu kağıtların, o güzelim park, oluyor bir kağıt çöplüğü. Geçenlerde belediye temizlik işleri müdürünü aradım, durumu anlattım, duyarlı bir vatandaş olarak sizden ricam bu hususun çözümlenmesidir dedim. İlgileneceğini söyledi. Bakalım, değişen bir şey olacak mı? Mesirelik alanda alkollü içki içmek yasak. Ancak, bilirsiniz ki, yasaklara karşı yüce Türk milleti olarak aşırı bir alerjimiz vardır ve temel düşüncemiz şudur: ' Bir kereden bir şey olmaz.' Kim görecek? ' Durum böyle olunca, özellikle gençler ellerinde bira şişeleri, mesirelik alanın kuytu köşelerine oturup keyiflerine bakıyorlar. Sonra nara sesleri, ağza alınmayacak küfürler... Ardından caddeye atılan ve kırılan boş bira şişeleri. Geçenlerde böyle yapan üç beş serseriyi önce sözlü olarak uyardım. Baktım olmuyor, polisi aradım, tabii ekip gelene kadar gençler çoktan tüymüştü. Koca sitede duyarlı bir vatandaş yok mu? Demek ki, kimse başına bela almak istemiyor. Eeee, şu çevreci protestoculara hak vermemek mümkün değil. Öyle düşünmüyor muyduk? ' Kardeşim, sizin yapacak başka işiniz yok mu? Size mi kalmış uyarmak, protesto etmek.? ' Aklıma bu soru geldi gençleri uyardığımda. Zaten gençler de sitem ederek, şu soruyu sordular bana: 'Ağabey, senden başka kimse bir şey demiyor,bir tek sen mi rahatsız oldun.' Haklılar. Çünkü benden başka herkes o saatte uyuyor olmalı (!) En iyisi suya sabuna dokunmamak mı? İyi de temizlik başka türlü yapılmaz ki? Temizlik deyince insanın aklına çok şey geliyor. Aslında hepimiz temizlik konusunda titiziz.Nasıl mı? Bir mafya üyesi, hasmı olduğu belalı bir çete üyesinin kafasına kurşun sıktığında, ya da hasta ruhlu bir sapığın yakalanıp da cezaevinde kendini astığında şöyle denmez mi:' Dünya bir pislikten temizlendi.' Uygulamada sorunlar yaşasak da, demek ki, dünyanın pisliklerden temizlenmesi için, ortadan kaldırılması gerektiği hususunda bayağı bilinçliyiz. Sizce de öyle değil mi? Selam ve dua ile.
"Yüce dinimiz İslamiyet, hayatımızı kolaylaştırmak ve bizlerin mutluluğunu sağlamak amacıyla bir takım kurallar getirmiştir. İncelendiğinde anlaşılacaktır ki, insan toplumsal bir varlık olduğuna göre, kendimizi toplumdan asla soyutlayamayız. İslamiyet, sosyal ve beşeri ilişkilerde insanı merkez alarak, toplum içinde nasıl davranılması ve hangi ölçülere göre hareket edilmesini belirler. Aksi halde insan olmaktan çıkar, dengesiz bir mahluk oluruz ki, bu da insan tabiatına ve yaratılış gayesine aykırı bir durumdur. O halde üzerimize düşen bir takım sorumluluklarımızı görmezden gelemeyiz. 'Aman canım, bana ne' diyemeyiz. 'Temizlik imandandır.' Hadis-i Şerifini yerine getirirken temizliğin sadece bir beden ve ruh temizliği olmadığını, manevi olduğu kadar aynı zamanda maddi bir temizlik olduğunu da hatırlamalıyız. 1990 yılında ilk kez gittiğim Konya ilinde sokakların da, en az caddeler kadar tertemiz olduğunu hayretle gördüm. Yerlerde değil bir çöp, bir kağıt parçası bile yoktu. Demek ki istenilince oluyormuş diye geçirdim içimden. Aynı zamanda bir de çağrışım yaptı bana. 1988 yılında turistik amaçlı olarak yurtdışına gittiğimde, ilk kez gördüğüm bir Avrupa ülkesi olan Almanya'nın Münih kentinde de aynı sahnelere rastladım. Tabiri caizse, bal dök yerleri yala. O cinsten bir temizlik bu. Nefis.. Allah için, hiç mi insan yaşamıyor burada? Yaşıyorsa, hiç mi kirletmemişler. Demek ki, istenilince yapılıyormuş. Şu kanıya vardım ve kendi kendime şöyle dedim: ' Son din, İslamiyet. Ama sanki ecnebiler yaşıyor islamiyeti. Biz ise uyuyoruz.' 'Aslan yatağından belli olur' derler. Ne kadar doğru bir söz. Bir daha da Konya iline gitmek nasip olmadı. Acaba yine aynı mıdır ki Konya? Yoksa, oraları da şimdi diğer illerimiz gibi kirlenmeye yüz mü tutmuştur. Çevrecileri ve dernek üyelerinin eylemlerini (!) sık sık basından takip ediyoruz.Çevreciler tepkilerinde haklılar bence. Çünkü amaç, çevreye zarar vermemek, insanca yaşamak ve doğayı korumak olduğuna göre tepki vermeleri de doğal. Asıl tepki vermemek anormal. İşin düşündürücü tarafı, eylemde (!) bulunan çevrecilere bizlerin de eylemde bulunarak, onları protesto etmemiz. 'İnsan insanın kurdudur.' diye boşuna söylememiş filozof Hobbes. İlk başlarda ben de kızardım ' Ne oluyor bu çevrecilere böyle? Başka işleri mi yok? ' diye. Sonra düşündüm ki, birilerinin ses çıkarması lazımmış. Onlar da seslerini protestolarla duyurmaya çalışıyorlar. Hayvan hakları savunucuları da öyle. İşte bizler, bizlere ters gelen bu sivil toplum örgütlerine karşı önyargılı davranıyoruz. Çevreye ve doğaya karşı ise duyarsız kalıyoruz. Çevreyi ve doğayı kirleten olumsuzlukları kanıksıyoruz ve ses çıkarmayı aklımızın ucundan bile geçirmiyoruz. İnsan bilmediği bir şeye her zaman düşman olur. Her konuda olduğu gibi bu konuda da önyargılı olmamak gerekir. Şu anda yaşadığım yer tam bir doğa harikası. 2008 yılında Isparta Valiliğine İl Yazı İşleri Müdürü olarak atandığımda o tarihe kadar yani 17 yılda tam 15 ev değiştirmişiz. Oturduğumuz evler ya satıldı, çıkmak zorunda kaldık. Ya da askerlik, sonrasında ise görevde yükselme sınavları derken, 15 ev değiştirmek zorunda kaldık. Ben de makus talihimizi yenmek adına, kararımı verip, borçla harçla Isparta'dan bir ev satın aldım. Bulunduğumuz mekan Ayazmana mesireliğinin hemen dibi. Kocaman, yemyeşil bir mesirelik alana sahip. Dip dibe olunca mesirelik alan, 'Kocaman bahçemiz var.'diyorum. Aynı zamanda 3 tane de park var mahallemizde. Yan yana hem de. Kısaca, sağımız solumuz yeşillik alan. Şanslı olmalıyım. Ancak temizlik konusunda olumsuz birkaç husus var ki, belirtmeden geçemeyeceğim. Söz konusu bu parkın yanında iki adet çöp varili var. Birisi kağıt atıkları için konulmuş. Belediye temizlik görevlilerinden önce, sağ olsun duyarlı (!) vatandaşlarımızdan bu işi meslek edinen bazı kişeler kağıt atıklarının bulunduğu çöp varilini deşeleyerek içindeki kağıtları alıyorlar. Alıp gitseler iyi de, etrafa saçılmaları yok mu kağıtların, o güzelim park, oluyor bir kağıt çöplüğü. Geçenlerde belediye temizlik işleri müdürünü aradım, durumu anlattım, duyarlı bir vatandaş olarak sizden ricam bu hususun çözümlenmesidir dedim. İlgileneceğini söyledi. Bakalım, değişen bir şey olacak mı? Mesirelik alanda alkollü içki içmek yasak. Ancak, bilirsiniz ki, yasaklara karşı yüce Türk milleti olarak aşırı bir alerjimiz vardır ve temel düşüncemiz şudur: ' Bir kereden bir şey olmaz.' Kim görecek? ' Durum böyle olunca, özellikle gençler ellerinde bira şişeleri, mesirelik alanın kuytu köşelerine oturup keyiflerine bakıyorlar. Sonra nara sesleri, ağza alınmayacak küfürler... Ardından caddeye atılan ve kırılan boş bira şişeleri. Geçenlerde böyle yapan üç beş serseriyi önce sözlü olarak uyardım. Baktım olmuyor, polisi aradım, tabii ekip gelene kadar gençler çoktan tüymüştü. Koca sitede duyarlı bir vatandaş yok mu? Demek ki, kimse başına bela almak istemiyor. Eeee, şu çevreci protestoculara hak vermemek mümkün değil. Öyle düşünmüyor muyduk? ' Kardeşim, sizin yapacak başka işiniz yok mu? Size mi kalmış uyarmak, protesto etmek.? ' Aklıma bu soru geldi gençleri uyardığımda. Zaten gençler de sitem ederek, şu soruyu sordular bana: 'Ağabey, senden başka kimse bir şey demiyor,bir tek sen mi rahatsız oldun.' Haklılar. Çünkü benden başka herkes o saatte uyuyor olmalı (!) En iyisi suya sabuna dokunmamak mı? İyi de temizlik başka türlü yapılmaz ki? Temizlik deyince insanın aklına çok şey geliyor. Aslında hepimiz temizlik konusunda titiziz.Nasıl mı? Bir mafya üyesi, hasmı olduğu belalı bir çete üyesinin kafasına kurşun sıktığında, ya da hasta ruhlu bir sapığın yakalanıp da cezaevinde kendini astığında şöyle denmez mi:' Dünya bir pislikten temizlendi.' Uygulamada sorunlar yaşasak da, demek ki, dünyanın pisliklerden temizlenmesi için, ortadan kaldırılması gerektiği hususunda bayağı bilinçliyiz. Sizce de öyle değil mi? Selam ve dua ile."
Vecdi Murat Soydan
Yorumlar