Şiir • Bilinmiyor

Teknenin Ölümü

Yazar / Şair

Melih Cevdet ANDAY
person

Kara yakındı önce, hem çok yakın,

Elimi uzatsam tutardı.

Yıldızsız teknemdi inip çıkan gece,

Kurumuş gece, kum, kömür, arduvaz...

Kara yakındı önce, hem çok yakın,

Denizleyin inip çıkan önümde

Bir tanrının atardamarı.

Açtım, yorgundum ama uykum yoktu.

Günlerce yekesiz yelkensiz

Ne de çok kuş takılmıştı ardımıza,

Ne çok harman gördüm köpükten beyaz...

Açtım, yorgundum ama uykum yoktu.

Güneşler hala sağımda solumda,

Sürer gibiydi açık deniz.

Deniz en ince hayvanı belleğin

Nerden kalktım, o rıhtım, o çan...

Bilmiyorum o gök kıyı nereye gitti!

Bir masal şebboyu çarmıhtaki yaz.

Deniz en ince hayvanı belleğin

bir kuşluk vakti tanrının sevdiği

Görünür zaman yaratan.

Canlı mıydım? O uğursuz kıyıda

Öldüğüm gün de bilemedim.

Hep o sallantı, o devinim, o avcıl

Bayrak, bir aş tenceresi, bir az

Küfür, karı kız öyküleri, sonra

Dipteki ölülerin fısıl fısıl

Konuşmalarını dinledim.

Doğdum mu? Nasıl? Belki bir tezlik

Yeli kımıldadı, kan gibi.

Ağaç ve kızak, demir, yağ, halat, katran,

Boya kutuları, sünger, tel ve gaz...

Derken gün kokulu yüreğimdi ilk

Yapının boş gömütünde dikili

Sabırsız kaburgama çarpan.

Ruh, şarabı gördü üzümden önce

Süt, kan olmak için devinir

Tohum bildi herkesten önce ekmeği

Gün, denizi salıvermeden batmaz.

Ruh, şarabı gördü üzümden önce

Ağaç ne diye kalktı çiçeklendi,

Denize inmesi nedendir?

Ah yalnızlığın gömük kapıları,

Aysız ayışığı gibiydim,

Geceleyin gece, gündüzleyin gün

Gibi suyun altınavuran yalaz.

Ah yalnızlığın gömük kapıları

Bir yağmuru dinlercesine bütün

Anları iç içe bilirim.

Bir tekne her zaman düşüncelidir.

Bizimle demirledi gece.

Karaya çıktı tayfalarım uykulu.

Pruvamda çok acayip bir yıldız

Konmak istercesine gider gelir,

Suları budanmış bir yolculuğu

Sürdürmek isterdi kendince.

Kara yakındı önce, ödağacı

Kokusu sarmıştı geceyi.

Ve bir kuş bağırdı çağırdı tepemde,

Fosforlu sesi kabarık ve ıssız.

Lale rengindeydi şimşeğin dalı,

Ve güneydoğunun yangını pembe

Nakışlı bir çanak gibiydi.

Unutmak istemiyorum bunları,

Göğün damarlarını gördüm,

Fırtına kırının yaban keçisini,

Koşar küpeşteme saçsız sakalsız...

Ağaç gibi yırtılan karanlığı,

Koca kulaklı lodosu, o fili,

Ah yay biçimdeydi ölüm.

"Kara yakındı önce, hem çok yakın,"

Yalnızlıktır denizin tek yasası,

Aşkın altın yasasıdır o.

Bir gün kum uaynır, ay gıcırdarsa

Çalınırsa bir gün gömük kapımız

Kalamazsın sabaha inen suda,

Kalk kürek, yola düşmenin sırası

Aşkın altın yasasıdır o.

Kükürt rengindeki ağzı gecenin

Üfürdü huysuz karanlıkta

Sintineme düşçül bir ateşböceği

Kömürdüm, tahtaydım, kurumuş anız,

O böcek oldu yangımı teknemin,

anladım kuşun, yıldızın gizini,

Başladım usuldan yanmaya.

Söndüremezdi kimse bu ateşi,

Kıyıdan kesilmiş sularda,

Kara hem yakındı şimdi, hem çok uzak

Bir yanyanaydım onunla, bir yalnız.

Devirdim bütün yüklediklerimi

Ve demiri uykuda bırakarak

Bindirdim eskil kayalara.

Parçalanıyordum kimse bilmeden,

Ateştim cevizin içinde,

Ve bir gece içinde bilmeden öldüm.

Ey gece, nereden yol bulacağız,

ey yaralı göğsüme düşen yelken,

Ya sen kürek, solmuş rüzgar gülüm,

Ya sen ne diyeceksin, söyle!

Deniz durdu, mumyası yıldızların

Erir gün görmüş kayalıkta,

Ve yürüdü sabah, denizin ineği.

Ölünce ne yapsak sabah oluruz...

Ah kara yakındı ve darmadağın

Kuşları durmuş zaman kadar eski,

Taşları hüzün olan kara.

Kopmuş uykunun iskeletiyim ben,

Artık yelin göğsü olamam.

Gördün mü ölümün gözündeki mor rengi,

Söyle, ölüp dirilen Tanrı, Temmuz,

Ay yapraklarının indiği bu dam,

Eski düşleri taşır mı yeniden,

Koca karınlı kuşlar gibi.

Bir yanda parçalanmış teknem durur,

Sert tütünüyle gün bir yanda.

Kara yakındı önce, hem çok yakındı,

Elimi uzatsam tutardı ama

Yalnızlıktır denizin tek yasası,

Bütün ölüler unutulur,

Yaşayanlar kalır tek başlarına.

Akşamleyin kaptan, birkaç gemici

Gelip dizildiler kıyıya.

Tutunacak bir tekne arar gibiydi

Ayağı kayan meltem ve cigara

İçerek konuştular gizli gizli,

Bense dalgın bakıyordum, boşuna

Koparılmış süsendim sanki.

Çalıştılar bir hafta, Ağustosun

Altısında bütün iş bitti.

Kesik baş çapa, iplerim, küreklerim

Kumsalda şaşkın bir yığındır şimdi.

Tüter el ayak, tüter ıslak odun,

Denizin uzaklardan getirdiği

Yabancı, anlamsız bir şeyim.

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor...