Şiir • Bilinmiyor

Tavan Çöker, Zemin Göçerse

Yazar / Şair

Seyfi Karaca
person

Tavan çöker,

zemin göçerse ne olur...? Ne olacak..?  Kime, nerde ve nasıl.? Rast gitmişse o deprem,

çöküntüsü altında bıraktıklarının "yurdum-yuvam" bildiklerini harap

edip başına yıka yığıştıra...

Arada kalanlar

kullanımsız ve tanımsız hale gelecek, sağ kalanlar dinmez yaralar içinde acı

çekecek..Diğerleri ölmediyse bile, ölmüşten beter kahır ve lanetlerle tıkabasa

kalabalıklatrıyla , sürüm sürüm sürüklenecektir...

Yeni arayışları

olmayanın yeni buluşları olmayacağı esasıyla; yeni sevgi yeşertileri olmayanın

eski dipten çürümelerle soğulup soyutlaşacağını ..

Yeni özlemleri

olmayanın, eski hatırları taşıyamayacak kadar mekana zayıf, zamana yenik

düşeceğini..... Yeni hayal ve düşünleri olmayanın eski darlık ve körlüklerde

engelli kalıp, ne dünyanın çıkışını ne de hayatın girişini takip ve

keşfedemeyeceğini..

Yeni hayalleri

olup da, yaşamı yoluna koymakla eşdeğerlilikler adına "sözüm söz, yeminim

yemin" lerden gücünü aldığıyla can bedelli emek ve yorgunlukları ortaya

koymayanın, hariçten gazel okuyan kifayetsizliklerle  el tutuşup; sonucu hep hiçlik -fiyaskoluk

hasatlar biçen,  el artığı düşkünlüğe; hurda

ve arızalıya kalacağı kesinliğiyle..Oradaki tüm yaşamsızlıklar da tekil eksenli;

kof, sürekli çürük üreten tekdüzeliklerde belirsizlik avcısı değil midir???.

Hele hele insanını

cıbıra çıkaran soyup soğana çevirmekle beyin ve kalp gelişimini tamamlamış

şartlanmışlıklara kuşatılı hazır giyim; hazır yiyim, hazır hayal, hazır fikir,

hazır beğeni, hazır duyum, hazır tat-(sızlık), hazır seçim-(sizlik), hazır

tur-hazır gezi, hazır deniz kıyısı, hazır dağ yokuşu, hazır turp, hazır biber,

hazır ayağının altında kalabalık şehir-ıssız ücra, hazır kutlama günlükleri, hazır

sicili bellisiz kendine yabancılaşma, hazır kondu, hazır gecim-(sizlik)..........Yığma

ve yığılmalarıyla neredeyse kendinden tamamen vazgeçmiş kafa ve gönül boşluğu

çukuruna zindanlaşmış günümüz insanı; çığlığı tümüyle kuru gürültüye mahkum, kendini

cayır cayır harcadığı maskesi bozuk ambalajlanmalar uğruna, içinden çıkılmaz

sancılarla kıvrana kıvrana cürümünü feda ederken...

Üstünde

ağırlığını taşıdığı insanlığını hiç mi hiç kullanmayan tembelliklerin kıskıvrak

tutsağı olanıyla, acımasızca onu o hale canı çekilmiş damarlardan bağlı ve

bağımlılığa getirenlerin, el keyfincelerine kulu ve kölesi durumundadır

maalesef. Ve bu darp bu harabe yoluna yolcu oldukça da daha dönüşü zor

afyonlaşmalar haline, "aldı başını gidenlik" tedir.

Bu tembellik,

yani bu kendine doğduğuyla hiçbir koşulda ve hiçbirzaman takası ve devri

hiçkimseye mümkün olmayan kendi insanlığında elini; kolunu, aklını, uykusunu,

gözlerini, hazını- hevesini...kendincesinden edinerek bu yaşama hakkını KÖTÜYE

kullanmak; pısırıklığı; içe büzülmüşlüğü, patavatsızlığı, heves ve can arzusu

kırılmalarını, acizliği, kötürümlüğü, vurdumduymazlığı ve nice tabi ve rehin

olunmuşlukları ilmek ilmek kişisine yamar ve yerine; geçimsiz; hır-gürlü,

hazırkalıpçı, buyruk amadesi amennacı, gelene gidene el sadakası artıklarından

dolayı bin şükürcü, kendini güdüleyene kökten bağlı ve ona laf ?söz söyletmeyen

sadistlikte izi peşi takipçisi ...diyenlerden küçük kırıntılar kifayeti

çöplüğünü devşirip..

Kendi elleriyle  tüm bir yaşamını ortadan kaldırması ve

üstünden kenara fırlatıp atılan adamsızlığına razı gelmesi... Sonra da yok yere

ve pisi pisine gidenine incesinden işlenerek bir sonraki numaracıya poz kesen

sayılacaktır.

Bu

tembellik,  hep " kör ?topal geçinip

gidiyoruz işte.!"' lere hayatı siyah ve beyazdan şartlandığı , gününü

gecesini varsa yoksa iki türlülük saplantısından kafaya kurdurup, diğer bütün

cıvıl cıvıl ve rengarenkleri yok sayarak, varsa yoksa ya beyaz, ya siyah...Ya

şer-bela ve ya iyilik-güzellik kapışmasına illa taraf olmayı zivtlenerek..

Hep tanrısal bir üstünlükten kendine pay kotaran ve hep kızdığına "lanet

ve gazap" duaları okuyan ya da yakınlık duyduğuna "işin gücün rast

gitsin, tuttuğun altın olsun..!"  Gibiler

cilalayıp süsleyen bu tembellik...Kusursuz toplum vurgunculuğuna ham hayaller

pişirip kurtaran per perişanlığın baş bayisi gibidir.

Bu tembellik, tüm üretimsizliğinin doğurduğu kıtlık ve kuraklık can

çekişmelerini susturup dindirememeyi, abideleştirdiği hayal mahsulü ve "yeryüzüne

hiçbir zaman gelmeyecek olan"  EBEDİ

HUZUR VE MUTLU SUKUNET palavrasını çarşı pazarlar durur sabrı son lokmasını

tüketmekte olana.

"Tavan çöker,"

Halbu ki ne saçma şeydir..Bir taraftan hiç değilse yaşamın soğuk-sıcak

zıtlığı karakterinden esas aldığını idda etmek (ve tüm diğer  ton ve kıvamları-ılık, serin, mülayim...- çöpe

atarak) sonra da bunu TEK seçimliliğe, (tek başına baştan başa çirkinliğe ya da

tek başına baştan başa güzelliğe hayatı esir vermeye ) yani tekliğe mahkum

etmek..

Oysa ki, böyle bir yaşam türü ne bugüne kadar hiç mi hiç yaşanmadı..Bundan

sonra da hiçbirzaman da asla yaşan mayacaktır.. Çünkü tek iyi yahut tek kötü

asıllı bir hayat tarzı hem uçsuz bucaksız Evren hem de insan doğasına

aykırıdır. Bu iddanın, yani ebedi huzur vaadeden TEKÇİL hayal-perestliklerin  palavrasındansa, bugüne kadar insanlık daima

yüksek sancılı acı ve zulümler çekti.Daima elinden çalındığı hayatının

yakasından çekildiği yönetim ve yönlenmdirilmelerinde etten ve tırnaktan oldu.

Bu tembelleşme (hazır hayatlar kulu kölesi)  bu denli iç bulantılı iştah kesenleriyle

şurdan şuraya kalkıp oturmaları dahi göze alamayan kendini idare edememe

bezgini; kafası harıl hurul haşat, düşüncesi pusu ; hile, düzenbaz..

 Morali sıfır, keyfi kaçık, gönlü

isteksiz, hevesi kaynağından kurak ilişkileri kesat, öfke bilelisi,  ayakları hayatı yürümeye mecalsiz, elleri

dostluğu tutmayacak kadar kinli kınlarda, hafızası unuttum gittilere kayıp..fikri

cin-hin..

Bu tembellik toprağı daha çöl; havası daha kirli, suyu daha bulaşık, giyintisi

daha kılıksız ve gösteriş; yiyintisi daha kezzap; seçimi altıyüz kusur  dava dosyalısı çalan çırpana bizlik memleketi

teslim etmiş ve gününden bi-alaka, geçimi ;  ölümle kalım arasına parantez açmış zır

zıvana...

Bu tembellik; şapır şupur iş veren; işgören, işbitiren ve insanı ihtiyaç

duyulandan da çok pazar malı-piyasa ürünü haline dönüştüren mega kulüp; medya

kür; maganda para pul finans...Ve mirasyedilikleriyle.

"Geçmişte daha mı iyiydik sanki.?" Kör-topal geçinen giden

laflara ebeleşe sobeleşe.. Mülkü ve adaleti temelli tatil edip....

Kısacası eğer tavan çöker, zemin göçerse, ne olacak başka..? Arada kalan

hayatlar acıya, zulma, hınca hınç..

Evet..Geçmişte yoksuldular ve hiç değilse bu yoksulluklarını insan

yürekliliğinde paylaşıyorlardı..Şimdiyse eskisinden de yoksullar..

Üstelik te  artık bu tembelliğin

çöpten insanlar durumuna minyatürlediği gününden ve dününden

vazgeçmişlikleriyle, yoksulluklarını bile paylaşacak durumda değiller ve hızla

birbirinden kaça korka..Sanki kendi belasında boğuşmaktalar.Seyfi Karaca

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor...