Şiir • Bilinmiyor

Sönük Çıra ki Cayır Cehennem

Yazar / Şair

Seyfi Karaca
person

Hayat;  cismini adlanıp yeryüzüne doğduktan sonra,

girmiş olduğu hani o klasik deyimle ' geri dönüşü olmayan yolun yolcusu' dur

diye kanmıştır kendini.

 Ve belki de bu yüzden tek önermeli mantık

yürütmenin hal çaresizliklerine içinde doğduğu varsayalım ki insandır..

Varsayalım ki

İnsan, kimi iniş çıkışlarına bakarak gerek tümüyle ziyan olup yanlış yerde

gözaçtığının ehvamıyla olsun, gerek tam aradığını bulmuş sevindirikleriyle dörtköşe;

her iki gelesi nasıl olursa olsun kabullü halinde 'madem ki bu işin geri dönüşü

yoktur, bari şunun şuracığında kendime münasip yakışır; yaraşır ve alabildiğine

yerleşik uygunluklar çarşılayıp zivtleneyim' kalıplarına çokca yapılandığı

bundandır.Yani eğer tümden buralıysak, kazığı bari sağlam çakalım dürtüsünün

müptelası.

Tüm canlı türleri

içinde, elindeki tek ve diğerlerinin sahip olduklarından tümünü gölgeliğinde

bırakan varsayalım ki insandır ve varsayalım ki insan düşünür; fikreder,

kurgular, değiştirme gücüne sahiptir ve de iş içinde iş icad eder; yönetir ve

yönlendirir...

Bakar ki icat

ettiği iş tıkırında mı tıkırında.Eline alıp avucuna geçirdiği yerlere ev bark

ahır ve atölyelerler doldurur, avucuna geçirdiği zamana çıngıraklı zilli

saatler takar, suyu yukarı; dağı aşağı, dereyi düze yürütür..Her ne kadar

yüksek kuleli tapınaklar dikip, gücünün üstesinde kalan yüzdeliklere

tanrısallık bahşeder ve kendi dışında kalan ele avuca geçirememişlikleri onar

onurlandırırsa da..Aslında  gizliden

gizliye hınzırca kazık atmaktadır 'dostlar çarsışında görülmüş olma' lara. Çünkü

ortada esas  kendinden başka kimse

değildir günden güne haddi aşan boyutlarda kutsayıp yere göğe sığdıramadığı.

Milyonlarca

bizzat kendi olanından, kaça kurtula ancak kendini bulup ve taaa doğmazdan

evvel varlığını kabullendiği buralarda insanlaşmasına 'Felek bana nettin

neyledin?  Ocağın batsın, çıran sönsün ,

benden bin beter olasın ' dilinden lanetler okuyabiliyorsa..

Neredeyse bütün

dinlerde hiç farklılık göstermeksizin toplumunun tümüne yakını, kendilerine 'sizin

tuttuğunuz iblisin yoludur ' diye diye sesi soluğu karardığı halde kimi akıl

vicdan sahipliliğinin..

 Kulağının şurasından girip ötesinden çıkan

umursamazlıkla, dakasını sapmadan aynı güzergah üstünde mezarda yatana nasıl

yalvar yakarıyorsa, meram ve makam türünü hiç değiştirmeden, ibadethanede de

aynı yalvar yakarlarla insanlaşan güç kudreti uçucuna lehimleyip ilmekliyorsa

bile bile lades olmak..

Siz bunun adını

bir çırpıda tek ve yalın cahillik yahut örgütlü desiselik koyamazsınız. Çünkü

adam bütün diğer söylemleri duyduğu halde, bile bile umursamayıp kulak ve gönül

tıkıyor; ve bile bile terkedip cayıyor yaşatmasını beceremediği kendinden.

Nedir o halde

mesele..?

Mesele üstüne

basa basa küçüğü koyup büyük alma meselesi..Herşeyin varsıllıkla ölçüldüğü ve

bu değişim aracılığıyla insanın adam yerine konduğu kıytırık kısastır ki, kişi dünya

toprağına düşü düşmezden beriye sadece ona, yani; pulun paran , mülkün malın

varsa ÖLMEZ TÜKENMEZ GÜCÜN' DE VAR terazizisine dünyanın yükünü kurma

meselesidir.

Madem ki dönüşde

yoktur buradan..Karşılığında büyük yoksulluklar da olsa bedel konan, eğer

bedelinde kendine uygun; yaraşır ve yakışır  ÖLÜMSÜZ VE TÜKENMEZ cennet köşecikleriyse kavuşulacak

olan; uğruna can feda ve şa şasına heryol mübahtır. Mantık o mantık.

Kişiye bu

öğretilir ve bundan kurar tek önermeli mantığını.Bundan başkasına da kim ne

derse desin ne aklı yatar ne de gönlü. Hatta bu uğurda yolunu başkaya çevirecek

olana azrail kesilir.

Bu özgüvensizlik

sıkışması sonra sonra sahibini kalıplaştığı o dört duvarda öyle betonlaştırıp

demirler ki..Miskinleştikce daha da içe büzülür, içe büzüldükce daha bir akıl

ve fikriyattan soğulur..Neye dokunsa günah ve cüzzamlı sayar.

"Hayat;  cismini adlanıp yeryüzüne doğduktan sonra,"

Nereye uğrasa

cehennem artığı ardiyelik olarak algılar. Neyi düşünse veya neyi hayal etse

hayata yönelik haram ve hainlik işliyorum sanır.Işıktan utanır.Isıdan huylanır.Renk

pırıltılarından cinlenir vs.vs..

Velhasılı çıkmayı

yüksünür kendine bütün hayati ve yaşamsal eşikleri.Çünkü o bu haliyle kendini

tüm dışarda ve hiç kimselerin farkında olmadığı öte dünyaların iç dehlizlerinde

olup bitenlerin yarı tanrısı saydırmıştır kafadan kendine..

Tavanı zemini

vesvese ve kuşkularla örülü bu kafadan vergili düzeneğin tılsımı bozulup tüyüne

zül gelecek diye de, ölse şurdan şuraya adım atmayan köhneleşmek, tüm insan

olmanın el; ayak ve zihinsel becerilerini kullanma yeteneğini gün be gün

köreltip yitire yitire, ağlarına öründüğü kuşku; vesvese, sihir ve OLAĞANÜSTÜ

HAL beklentilerinin büyücülüğüyle, kapıldığı kapanmışlıkların yüzüstü bıraktığı

yaşam açmazlarını ve sefillikleri bir türlü karşılamadığını

görünce..Hırçınlaşır, adaletsizleşir,  öfke tufanına bürünür..Akli dengesi bozuk

davranışlarda bulunur.Kimine nesine bakmadan önüne gelene gazap azap püskürür.Çünkü

şurdan şuraya kımıldamamaktadır..Hayatı ihtiyaç duyduğu oranda üretip

geliştirememektedir.Ve bu yüzden de o bu açığı, ölüm eksenli mezarlaşmalada

hazır dokunmuş mucizelere bel bağlayarak kapamayı umar.O bu sırf bu yüzden; kendine

olmayan özgüvensizliğini, tüm bunları yerine getirenlerin güvencine KAYITSIZ

ŞARTSIZ VE YÜZDE YÜZ bağlamaktadır.Bu temsilsiz tiyatroyu benimserken de aydın,

sosyal, vatanperver, dindar, işç-man, iş-alan-işgören,iş-veren.gibi biryığın

düğünsüz dernekler maskelenir.

Halbuki, doğası

itibarıyla en değerli kazanımı olan düşüncesini bedeninde dengelemeyen haliyle

insan, herkesten önce kendi hayvanlığının tutsağıdır. İnsan bu denli

güdümlülüğünü her koşulda kimselere kul ve köleleştirmeyeceği sorma ve

sorgulama akıldanlaşmasıyla aşıp  üstesinden gelir.

Hele hele hayatın

gelişine güzel vaziyete göre hal şekillenen insan, sanki kendisi o değilmiş

gibi en bilindikleriyle yerine göre kaypak; yerine göre güdülü,  yerine göre inat , yerine göre çıldırık yerine

göre bin durumda binbir halliliğini hiçe sayarak, onu ne yer, ne içer melekliğiyle

sosyo plolitizelemesi..ve ona sonuna kadar sonsuz güvenmesi..

Kendiden haberi

olmayan enayiliğine doymayanın işidir..

O yüzden, hiç

değilse bir avuç kalp mesafesi karşılığında ihtiyatı, insan tüm yaşamı boyunca kim

olursa olsun, çağ kaçdevir atlarsa atlasın ve kime karşı olursa olsun, benim dediği

dediğine tutmak zorundadır..(Tabi  sahip

olduğunca kendinden bilmek istiyorsa üstlendiği hayatını)

O ilk geldiğiyle

'geri dönüşü olmayan yolun yolcusu' olma hikayesiyse..:

 Yolun taaa başında dünyaya kaçıp geldiği yerde,

aslında hep kendi üstüne titreye titreye hergün ve  hergün uzun yolculuklara sonsuz ve büyük olanı

bulmak niyetiyle çıkmış bulunan, yolculuk sırasındaysa büyüsüne kandıklarına

kazık çakmaya kalktığı sonu baştan bellinin..

 Buraların hem ilahı, hem de ölmez tükenmez kudretli

kralı olacağını sanmaktan, o bir avuç mesafelik payınca hayatına susuvermiş

kalbinin kucağındaymış ve hemen oracıkta meğer buluverdiği,  baştanberi aradığının ta kendisi olduğuna

kanaat getirmiyorsa üstünde sönen çıra..

Bence tüm

zamanlar...  cayııır cehennem ve boşu

boşuna yanmıştır..

 

Seyfi

Karaca...............Haziran / 10

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor...