Şiir • Bilinmiyor

Meşki Mecnun

Yazar / Şair

Seyfi Karaca
person

İnsan inandıkları

üzerine yaşamalıdır.Her neye; kime, nasıla, nerde ve ne zaman; kimin kaç

kişiyle az veya çok olduğu ve kimin kiminle bir veya yalnız başına inanmış  olduğunun da;  tükrük payınca da olsa, hiçbir önemi yoktur. İnsan

ola ki inansın; ve inandığı gibi yaşaşın.

Karısını ilerdeki

yeşil alanda çol çocuğa nafaka kazanırken, motorsuz hava yelkenlilerinin kör

kanatlarına çarparak kaybettikten sonra, uzun yıllar tuttuğu yasından karalar

giyip tek başına manastır kulesindeki yuvasına yazı getiren Leylek Rudi...Bu

sene başka bir dul bulup onunla çayır çimen geziyorlardı..gördüm..Leyleği

havada değil bizzat yerde gördüm.

Yoncaları biçen

çifçi diyordu ki :

_"Leylek

Rudi' nin karısı Elfi, ölmeden önce kol; kanat ve kürek kemikleri ağır yaralıydı.

Klinikte günlerce damla damla dudağından çareler sunuldu. Yaralarına kendi

sızlıyormuş gibi bakanları ona kalben sarıldı. Kapıda insanların biri geldi

biri gitti, bütün bir kasaba halkı gece gündüz onunla yattı kalktı. Leylek Rudi,  karısı öldükten sonra bile sonbaharlar

azıncaya kadar yelken uçaklarının havalanma pistini biran olsun kendinden

ıramadı."

........

Meydan bulutsuz

bir haziranı bir yıl sonrasına yolcu ediyordu. Oturdum..Başımın üstünde iyce

gölgelenmiş bir kavak dibini kulaç kuçak beni sarmalayan esintilerin Leylek

Rudi' ye çeken taraflarına yerinden kımıldamayan bakışlarla sevgiler dolusu

mühürlenerek, saatlerce selam aldım, selamlar saldım.... ala ; yeşile, güne

güneşe..

Ne zaman ki,

kanatlarını kimselere yoldurmamış ve üstünde rüzgar güneş birlikte sevgilileşen

papatyanın göz dokunuşlarında kendime geldim.Baktım ki, dünyayı topladıklarıyla

evlerine dönmüşlerdi Leylek Rudi ve yenice karısı. Acep çifçiden adını sorsa

mıydım yeni dulun.? Bırak yahu dedim.Rudi' nin sanki hangi adla anıldığı

kendinin umurunda mı...?

Kalktım,

kirazcının sokağından bu sene tazelerini..elim aza gitmez bilirim ya..Keseledim-kasaladım..

Sonra mermercinin

yanından geçen dereden; iki yol kıyısı dizimi kestaneliklerden, spor

akademisinin karşısındaki antikacı büküşünden..

Birer birer kasaba

kıyısına döndükten sonra, yulaf; bezelye, hardal..tarlalarını...görü görmez..

"İnsan inandıkları"

Siz de bir

görseniz..Boyunlarına ağır gelmiş başakları yerlerde sürünüyordu adeta

alacalaşmış sarı buğdayların..

Durdum. Eğildim.

Epeyce eğildim.. bir daha..bilmem kaçıncı bir defa saydım..Otuz..otuz iki..sırıl

sırma ortalama bire otuz ila otuz iki adeta sığsalar daha da bire bilmem bir

olacaklar..

Aklıma nasıl

memleket çırpındı döküldü bilseniz nasıl..?

İyi biliyorum

bundan onlarca yıl önce, iklim şartlarından dolayı daha doğru dürüst buğday

ekimine yeni yeni başlayan, ama raflarında aklına ne gelirse ondan ekmek çeşidi

olan yine buralılar yapmış ve bir kaç yüz kişinin hamurkar olarak gireceği işe,

alanlar dolusu insanlar baş vurmuştu şehrin Belediye Ekmek Fabrikası yapılışına

(BeF) .

Şimdi tepeden tırnağa

durumu tamirlik halleri bile çoktan komalıklara tutsak edilmiş birzamanların

buğday satan ülkesi..

İnsan inandığı

gibi yaşamalı demiştik ya ..Ordan kanıyor işte yara. Sözde insanlar ülkesini

çok seviyor..Çok da inanıyor..Yalan-dolan, hile hurda, hınç öfke..Ama ne

gariptir ki çalan , çırpan, eşkiya kesilen, ülkesini rezil rüsva eden ..kıran

kırana...Şimdi buğday almakta...Nasıl yandım..Düşündükce nasıl...!

Ve birden bir

kırlangıç alnımı neredeyse sıyırıp ..üzülme dercesine...

Yüzü yere oldukça

yamaç damlara küçük soluklanmalar için konuyor, birbirleriyle kısa

kucaklaşmaların sevincine taze sevinçler katarak ve birazda beni kendi koynuna

çalan havasıyla memleketleşerek....Sonra yeniden yaylımına çıkıyorlardı yaz

sıcaklığı mavilerine meskenlemiş... akşama yakın vakitlerinde, sonsuz bucaksız

gökyüzünün...

Seyfi Karaca......Temmuz / 10

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor...