Şiir • Bilinmiyor

Malîhulyâm

Yazar / Şair

Tahsin Özmen
person

ı

senden evvel

bal yapmaz sarıca arılar misali

çiçek çiçek dolaşan

gönülden gönüle sızmaya çalışan

hercaî bir kişiydim

elimde asa sırtımda hırka

sevda çöllerinde

umutsuz aşkların gezgin dervişiydim

cümle âlem yar sinesinde

bense

pejmürde sağanaklar gibi

düzen tutmaz yersiz yurtsuz

yalnızlık saraylarının en sefil dilencisiydim

ıı

tövbekâr olmayı

kafama koymuştum

bıkmış, usanmış avarelikten yorulmuştum

bir gün

yamalı yüreğimdeki dergâhın kapılarını açtım

sen de benim gibi…

yuva arayan muhacir bir kuştun

uçtun, uçtun

bir ala şafakta

umutla gelip delişmen yalnızlığıma kondun

o günden beri malîhulyâm

sen benim…

kurtuluşum, ekmeğim, aşım

yeniden doğuşum oldun

ııı

henüz körpe bir filizdin

güneş ana kucağın deniz beşiğin

kırk ikindilerde yağan yaz yağmurlarını emdin

beyazlar içinde…

bir erik çiçeği gibi eflatun sürgünler verdin

büyüdün büyüdün…

doruklarında sevda kuşlarının tünediği…ulu bir çınara döndün

o günden beri malîhulyâm

sen benim…

mavim, yeşilim, ayım, güneşim

baharım, yazım, kışım oldun

ıv

aslında sen

yolunu kaybetmiş semavi bir periydin

gönlümün en müstesna tahtında oturan…

aşk mabedimin biricik dilberiydin

daha yaşarken bana cenneti gösterdin

benim için hayatın adı sendin

bu soluk sevdanın güllerine sen can verdin

âlemleri yakan…

aysız gecelerde yıldızlar gibi parlayan

o masmavi okyanus gözlerin…damla damla gözlerime akardı

aktıkça dünyalar benim olur

biçâre yüreğimde kızılca kıyametler kopardı

deliler gibi sana meftun olan ruhum

önce Allah’a sonra sana tapardı

sevinçten sevda kuşlarım kanat çırpar

kan kırmızı gelincikler ummana yelken açardı

seni görünce

başka varlığa dayanamayan güneş geceye durur

serçelerin nutku tutulur, sırrını dökerdi aynalar

salındıkça saçların fettan bir etek gibi

kandiller söner, buz dağları yanar

bahar yüzüne buseler kondurmak için yarışırdı rüzgârlar

sanki gönlümün semalarında dolaşan…

efkar bulutlarının arkasına gizlenmiş gün batımıydın

yakardı yalaz yalaz kızıllığın

adını anmak bile unuttururdu

bıçak gibi keskin soğukluğunu yalnızlığın

uğrak yeriydin uykusuz gecelerimin

ipek bir perde gibi sarardı kadife öpüşlerin

işveli rüzgârlara verir bedbaht anılarını geçmişin

titrek şafaklara kadar…

yudum yudum seni içerdim

içtikçe mest olur…yıldız yıldız düşlerime düşerdin

v

velhasıl malîhulyâm

sen benim

tarumar olmuş gönül bahçemin

en şuh ahusu, en içli duygusu, en nadide gülüydün

ıslak bir öpücük gibi

her yanıma yayılan sıcacık bir sevgi seliydin

ırmak oldun, deniz oldun

gürül gürül aktın kalbime doldun

o günden beri malîhulyâm

sen benim mehtabım, ışığım

sabahım, akşamım

ölümüm yaşamım oldun

nasıl oldu bilemiyorum

azap meleklerinin yaptığı

kara bir büyü değildir de diyemiyorum

bir gün apansız

zümrüt yeşili

ipek tülbentlerle örtülü…en mahrem hülya bahçelerinden

simsiyah kefenlere sarıp

lâv dolu kör bir hicran kuyusuna attın beni

ne diyeyim…!

nasıl sitemler edeyim…! mabudem sana

bir avuç beyhude heves uğruna

tutsak düşüp şıpsevdi ruhuna

muamma gönül pazarlarında sattın beni

daha menzile ulaşıp kâm almadan

kara kaftanlar giyip

kurduğun bal mumu sehpalardan

özleminle yaralı acılar denizine ittin beni

sevdalı ıslak dudaklarından

hüzünlü bir veda öpücüğü bile kondurmadan

yaşanmamış en güzel düşleri alıp…şaşkın umutlarıma dokunmadan

ıssız köşelerde yapayalnız, sırılsıklam

hatıralarla baş başa bırakıp gittin beni

gittin de;

kızıl karanfilleri dalından koparılmış

eflatun leylâklar yerine…

hezarenler sarmış virane bir bahçe

aşk çıkmazında konacak dal arayan…

ateşler içinde yaralı bir serçe

kırdın kolum kanadım parça parça

artık iflâh olmam perme-perişan ettin beni

vıı

gidince sen;

dipsiz hüzünlere bürünen...kâinat çıktı şirazesinden

benim gibi o da yörüngesini arar

artık ne yaz gelir

ne de nazenin bahar

vuslata erinceye kadar…dört mevsim kara kış buralar

nerede ay? nerede yıldızlar?

neden denizler dalgasız

nehirler bu kadar hırçın akar?

alaca kanatlı kelebekler uçmaz da

içimde çığlık çığlığa martılar

niçin…! güneş doğmaz, yağmur yağmaz

her dem efsunlu saçlarını okşayan rüzgâr

dağların etekleriyle oynaşır da

sevdamın doruklarında ağlaşan hüzün bulutlarını dağıtmaz

niçin…! kül rengi gökkuşağının altında

dudağını sana sunmuş kızıl orkideler içli içli ağlarken

bu kıraç vadide…nazlı ceylanlar avcılardan kaçmaz

sevdalılar bir bir vurulurken…semalarında güvercinler uçmaz

vııı

reva mıdır yaptığın?

bak…!

yetim bıraktığın kırık dökük beyaz düşlerim

yıldızsız gecelerde lime lime soluyor

cehennem ateşi turuncu gözlerin

akkor olmuş içimde…alev alev yanıyor

gök kuşağı kirpiklerinin gölgesinde üşüyen ümitlerim

damla damla donuyor

sensizliğin hüznü kara bir sis gibi

dalga dalga kuşattıkça bedenimi

aşk acısıyla kıvranan yüreğim…pare pare ölüyor

"ı"

ıx

sensizlik…

ruhumun derinliklerinde…şirpençeye dönüşmüş bir yara oldu

ab-ı hayat suyu kuruyan gönül bahçemde

ölümsüz sandığım bütün çiçekler sararıp soldu

yalnızlığın acısı mordu

ve sensiz yaşamak öyle hazin, öyle zordu ki

bir zamanlar senin için şaha kalkan

doru küheylân…şimdi anadan üryan

hezeyanlar içinde…

lanetler yağdırıp sensiz geçen zamana…tek tek yelelerini yoldu

x

sen…!

yanık yanık…kokladığım güllerde gizlenen

intizarı sadece beni tutmuş…dertli bir türkü müsün?

satır satır okudukça ruhumda filizlenen

azizelerin kutsamadığı lanetli bir öykü müsün?

yoksa an be an

makûs kaderimi çizen…

alnıma yazılmış ilâhî bir çizgi misin?

bilemiyorum…!

her neysen…

zaten,

istesem de silemem, söküp atamam

yüreğimde sevda güllerin…hâlâ sırılsıklam

adını andıkça

yalnızlığın ayazında buz tutmuş…gamlı bir nehir ağlar

yangın yeri kalbimde kırık kırık

delice isyan eder boğazımda…

sukut-u hayale uğramış sessiz bir hıçkırık

'nerede sarılacak yıldırımlar arayan o şuh sarmaşık... nerede? '

xıı

sensiz geceler zulüm

yatak-yorgan çakıl taşı

sağa dönsem hüzün...sola dönsem hüzün

hiç çıkmıyorsun akılımdan

dört duvarda göz kapaklarıma mıhlanmış yüzün

zavallı dilimi susturmak ne mümkün...!

adını sayıklar geceler boyu sessiz sessiz

alışamadım yalnızlığa

yalnızlığın dudakları ne kadar da soğuk ve hissiz

keşke bir gölge olsa yanımda

gölgesi bile yok yalnızlığın…ölüm gibi kimsesiz

xııı

çok değil muradım;

tek başına kıvrılıp yattığım…

buza kesmiş ürperten gecelerde...bir avuç sıcak nefestir

oysa…!

vuslatınla yanıp tutuşan ruhumu esir almış yalnızlık

asmış çaresizliğin darağacına…çölünün soğuğunda tir tir titretir

çilekeş yüreğim bu gidişle

hazan düşmüş zindanında

yalnızlığın mor acısından başka

ne sevmeyi öğrenir, ne de sevilmeyi öğrenir

sen hiç…

ıhlamur buğusuna hasret

yuvasız bir serçe gördün mü?..hayal sokağında donmuş

gözbebeklerim ipek kanatlarında takılı

gelip…gönül pencerenin pervazına konmuş

sordun mu derdi nedir?

ne olursun…!

bir gece koynunda güneşi getir

salıver buzullar ülkesine...yalnızlık şakağından vurulsun

ne olursun…!

bir gece koynunda okyanusu getir

döküver aşkın kızıl çölüne...lâlezarımdaki yangınlar durulsun

yakma beni sakın ıpıslak ateşlerde

bir damla utangaç çiy olup düş...özlemler denizine

bol bol lacivert günahlar işle...gümüş rengi düşlerde

seni kıskanan yalnızlık perileri kudursun

xıv

ne olur…! malîhulyâm…

uçuk düşlerime hapsedip

geceden kaçan güneş misali…o mah yüzünü dönme bana

gel otur yine gönül sarayımın tahtına

biliyorum seni sevmek boynumun borcu amma;

boş hayaller kura kura

tutunarak yaşamak çok zor…

sadece serçe parmaktan yakalanmış bir umuda

hiç olmazsa rüyama gir bir gece

sızıver kapı aralığından…usulca el ayak çekilince

taş duvarlara baka baka

tepeden tırnağa kederler içinde

kundaklanmış bir yürekle

her akşam ağlamaklı bekletme…başım ellerimin arasında iç çeke çeke

hiç olmazsa çıkagel bir gece

giriver kapı aralığından…usulca el ayak çekilince

xv

hiç bu kadar üşümemişti yosun tutmuş gözlerim

nerede o ateş topu güneş gözlerin

her mevsimi kara kış sensizliğin

hiç bu kadar üşümemişti ellerim

ısıtmaya yetmiyor

gizli gizli avuçlarımda biriktirdiğim nefesin

nerede yaşamı okşadığın…seher yeli gibi yumuşacık ellerin

hiç bu kadar üşümemişti tenim

nerede aşkın nefhasını yayan

kül sıcağı şeker pembesi tenin

hiç bu kadar özlememiştim

güneşe hasret alaca şafaklar gibi

duman duman sana hasretim

ne olur…!

ya bir ırmak ol boynuma dolanıver gitsin

ya bir kelebek ol yüreğime konuver gitsin

ya da bir kiraz mevsimi…

kuşluk vakti geliver, geliver ki, bitsin…!

bitsin…! dudaklarımı kanata kanata

kırık kadehlerden yudumladığım…o ölümcül hasretin

// ihanetin yüreği yoktur //

Temmuz 1988-Nisan 1990, Ankara

*tahsin özmen,bez bebekler de üşür,çatım ajans&baskı

yay,ank,2006

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor...