Şiir • Bilinmiyor

Kültür

Yazar / Şair

Anonim
person

  Etimolojik

olarak kültür; latince "colere" fiilinden türetilmiştir.

"Colere" işlemek, , düzenlemek,onarmak, ekip biçmek,iyileştirmek

anlamlarını içermektedir.Bu fiilden türetilen "cultura" terimini

Romalılar; bitkilerin doğada kendiliğinden yetişme şeklinden ayırmak üzere,

insan emeğiyle tarlada yapay yoldan  bitki yetiştirme şeklini 

adlandırmakta kullanmışlardır.Türkçede kültür karşılığı olarak önerilen 'ekin'

terimi de, colere fiilindeki ekip biçmek, ekmek anlamları esas alınarak

türetilmiştir. Ayrıca farklı bir sözlükte:Bir halkın yada bir toplumun özdeksel

ve tinsel alanlarda oluşturduğu ürünlerin tümü; yiyecek, giyecek,

barınak,korunak gibi temel gereksinimlerin elde edilmesi için kullanılan her

türlü araç,gereç,uygulanan teknikler,düşünceler,beceriler,inançlar,geleneksel,dinsel,toplumsal

politik düzen ve kurumlar,düşünce ,duyuş,tutum,davranış ve yaşama biçimlerinin

topu...olarak tanmlanmış. Bu tanımlardan sonra kültürü kısaca, insanın amaçları

doğrultusunda kendi düşünce ve eliyle yaratmış olduğu herşey olarak

tanımlayabiliriz. Ayrıca yukarıdaki tanımlamada  kültürün özdeksel ve

tinsel alanlara ayrıldığı açıklanmış.Özdeksel kültür, görünen her tür ünsan

ürününü kapsamaktadır;teknoloji,üretim araçları,vb.. Tinsel kültür ise ahlak

değerler, hukuk sistemi, semboller, düşünsel değerler vb.. den oluşur. Bu iki

alandan hangisine öncelik verildiği,hangisinin bir diğerine temel oluşturduğu

yüzlerce yıllık felsefi tartışmaların konusunu oluşturuyor.

                Dil,din,sanat,teknik,ekonomi,bilim,

felsefe kültürün öğeleri olarak kendilerini gösterirler. Bu yanıyla kültürü

oluşturan bu ögelere biçimsel olarak bakarsak her toplumun,

ulusun,(fransız,alman,türk,hint,japon vb..) sınıfın (aristokrat,

burjuva vb..) kendine özgü bir kültürü olduğunu görürüz.Gerçi

günümüz dünyasında kendi içine kapanık, diğer kültürlerden yalıtık, homojen bir

kültürden söz etmek çok güç.Çünkü ekonomide, ulaşımda, iletişimdeki muazzam

gelişmeler bütün dünya uluslarını biribirleriyle ilişki içine sokmuştur. Ayrıca

her ulusal kültürün içerisinde, bu kültürün genel özelliklerinden yani

dininden,ahlaki,estetik değerlerinden,hukuk ,adalet anlayışından az çok

farklı anlayışlar taşıyan gruplar vardır.Ulusal kültürün temel

değerlerini reddetmediği sürece, bu farklılıklar o kültürel yapının zenginliği

olarak görülmelidir. 

      Farklı kültürel sistemlere sahip gruplar, benzer

yaşam biçimlerini paylaştıklarında bu durum yaşama bakış, düşünce ve duyuş

benzerliğinide ortaya çıkarıyor. Farklı ülkelerdeki, farklı bir din ve dile

sahip olan toplumsal  grup ve sınıflar (işçi-işveren vb..) arasındaki

düşünce ve davranış benzerliği bu duruma örnek verilebilir. Sanırım insanlar

arasındaki yaşam koşulları ya da farklılıkları eşitlendikçe, kültür olgusunun

evrensel yanı tezahür edecektir.  Ama bugünün dünyasına egemen olan,

toplumlar arasındaki çeşitli farklılıklara rağmen, tüm toplumlarda evrensel

degerler oluşturabilme gücüne sahip  bir batı kültürü olgusu vardır. 

Batı kültürünün evrensel nitelik göstermesi, ekonomideki muazzam gücüyle

ilgilidir.Sahip olduğu teknoloji yanında,  kitle iletişim araçlarının

gücüyle kendi kültürünü rahatlıkla tüm dünyaya empoze

edebilmektedir. Burada   bir ulusal kültürün kendini tek

yanlı olarak dayatması söz konusu. Yani bir kültür emperyalizminden söz

ediyorum. Oysa evrensel bir kültürün oluşabilmesi, ancak tüm ulusal kültürlerin

kendi renkleriyle katılabilmesine bağlıdır. Kültür emperyalizminin temel

nedeni, ileri teknolojiye sahip ekonomik güç ise diğer bir nedeni de yabancı

kültür hayranlığıdır.Ülkedeki toplumsal sorunların çoğalması ve bu sorunlara

çözüm üretilememesi sonucu, kişilerin içinde doğdukları kültürün değersiz

olduğunu düşünmeleri; ülkedeki olumsuz şartların düzeltilmesi için başkalarının

olumlu tecrübelerinin aşırı derecede abartılması bu hayranlığın

temel nedenleri. Elbette bir toplumun, içinde  bocaladığı bir çok sorunu

çözmek için, bu sorunları daha önceden  çözmüş diğer toplumların

pratiklerinden yararlanması anormal bir durum teşkil etmez. Örneğin,

sanayileşme sorununu çözememiş bir ülkenin, bu sorunu çözebilmiş başka bir

ülkeden teknoloji ithal etmesi ve bu teknolojiyle ekonomik kalkınmayı

sağlayabilmesi farklı bir durum;ithal edilen bu teknolojinin ülkeyi ekonomik

bağımlılığa düşürmesi ayrı bir durum teşkil eder. Bağımsız bir ekonomi

politikası izlenmedi mi vahim bir durum ortaya çıkacaktır.Çünkü

sermaye ihraç eden ülke sadece kendi teknolojisini ihraç etmez, aynı zamanda bu

teknolojiyle birlikte kendi tüketim alışkanlıklarını, yaşam tarzını,

ideolojisini de ihraç eder, etmeye çalışır. Kendi dev, kitlesel üretimine

pazar oluşturmak amacıyla bunu yapmak zorundadır; yaşamak için bunu yapmak

zorundadır...

     Burada konuyla ilgisini düşündüğüm bir köşe yazarının,

eski bir yazısını aktarmayı uygun buldum.

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<<&nbsp;

" GAVUR MALI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ali Rıza Efendi hergünkü gibi sabah ezanı ile

uyandı.Abdest almak için tuvalete yöneldi.Hava daha alacakaranlıktı.Elektiriğin

anahtarını çevirdi.Püff...Ampul patladı.Bereket yakında bir GENERAL ELEKTİRİK

yedek ampul vardı.Onu taktı.PHİLİPS elektirikli traş makinesi ile traş olmay

başlıyordu ki, bu kere elektirikler söndü.Alaca karanlıkta PERMA SHARP traş

makinesini buldu.GİBBS traş kremini köpürtüp traşını tamamladı.Yüzüne OLD SPICE

AFTER SHAVE SÜRDÜ. COLGETE diş macunu ile dişlerini fırçaladı.REWARD sabunu ile

elini yüzünü yıkadı.Abdestini aldı.Bez havlu yerine yeni kullanmaya

başladığı&nbsp;VİKİNG KAĞIT&nbsp;kağıt havludan bir parça yırtıp elini yüzünü

kuruladı.Sonra eski alışkanlıkla traş olan yüzü gerilmesin diye NİVEA kremini

sürdü.4 rekat sabah namazını eda etti.O&nbsp;sırada hanımı kahvaltıyı

hazırlamıştı.Hanımına takıldı. "Hanım hanım şu LİPTONE&nbsp; çay yerine

bir tarhana çorbası olsa idi ya..."&nbsp;&nbsp;Hanım lafın altında kalır

mı?&nbsp; "efendi sen iste şimdicik sana bir KNORR tarhana çorbası

yapıveririm"&nbsp; dedi. Kahvaltıya oturdular .Ali&nbsp;Rıza Efendi&nbsp;

"Hanım şu KORN FLEKS&nbsp; e&nbsp; bayağı alışmıştık.Yanına çökelek,

çerkez peyniri, mudurnu peyniri filan alsaydın bari..."&nbsp; dedi.&nbsp;

Hanım cevapladı&nbsp; "bakkalda onlar yoktu bende REGLET peyniri

CHEDDAR&nbsp; peyniri bir de KRAFT&nbsp;eritme aldım..."&nbsp;Ne zamandır

kollestrol yapıyor diye tereyağını kaldırmışlardı.ÜNİLEVER in RAMA sını ekmeğe

sürdüler .MAXWELL HOUSE CAFE&nbsp;içtiler.Hanım PRİL DETERJAN ile bulaşıkları

yıkarken kapı çaldı.Çiftlikteki kahya gelmişti.MASSEY FERGUSON traktöre iki

adet UNİROYAL lastik almış, onların parasını istiyordu, hem de traktörde SHELL

ROTELLA 20/50 mı yoksa&nbsp; MOBIL DELMAK yağ mı kullanayım diye akıl

danışıyordu.Bu sırada Ali Rıza Efendinin&nbsp;hanımı&nbsp; MİLAN GAZ ın

musluğunu açıp&nbsp; JUNKERS RUH şofbeni ateşledi. HOOVER çamaşır makinesinin

içine önce çamaşırları boşalttı,üzerine OMO deterjan boşalttı, biraz VERNEL

yumuşatıcı akıttı.Sonra&nbsp; ROWENTA ütüyü kızdırarak oğlunun LEVIS BlUE JEAN

ini ve FRUİT OF THE LOOM gömleğini ütüledi. ADİDAS ayakkabılarının çamurunu

temizledi. Ali Rıza Efendi&nbsp; "hadi eyvallah " deyip evden

çıktı.Bismillah çekip kartal ına bindi.Elini NOKİA mobil telefona

attı....Dırt... Dırt... Dırt...Çalışmıyor... ERİCKSON cep telefonu ile CİTİBANK

ı aradı.O gün bonolarını ödeyeceğini bildirdi.Dükanına geldi.Gene besmele çekip

YALE kilidi açtı.Sağ adımını atıp dükkana girdi.Baktı ki CANON FAX ın arkasında

dünya kadar sipariş mesajı birikmiş.Biraz sonra katip geldi.Siparişleri IBM

bilgisayara geçirdi.Ali Rıza Efendinin içi yanıyordu.Yardımcı çocuğu

çağırdı.Komşu bakkaldan bir adet MAGNUM MAXİ dondurma aldırdı.Ali Rıza Efendi

dükkanda iken hanımı da evde önce sabah işi yaptı.VİM ile taşları sildi.SİEMENS

elektirik süpürgesiyle tozları aldı.Halı yıkayan ELEKTROLUX ile halıları iyice

temizledi.Kocası ile oğlu nerede ise öğle yemeğine geleceklerdi.Mutfağa koştu,

baktı HOT POİNT buzdolabında yemek kalmamış.AEG DEEEP FREEZE derin dondurucudan

et çıkardı.AUER fırınını yaktı.Eti fırına soktu.Ali Rıza Efendi ete HAİNZ

ketçap döküp yemekten çok hoşlanırdı. Bir de bolca salata yapar üzerine KRAFT

FRENCH DRESSİNG ya da CATALINA salata sosu dökerse ,başka bir yemeğe luzum

kalmazdı.Ali Rıza Efendi için masaya bir şişe de TUBORG bira koydu,Ne çare ki

dolspts COCA COLA ve ya PEPSI COLA kalmamıştı.Onun için oğluna da bir şişe

SCHWEPPS gazoz çıkardı.ÇİKİTA muzları tabağa koydu.Öğle yemeği bitti.Erkekler

işe gitti.Zaman hızla geçiyordu.METRO mağazasına veya CAREFOUR isimli büyük

mağazaya gidip alışveriş etmeye niyetlendi.Üşendi. yakınındaki migros a

uğradı.Kendi kekini kendi yapardı.Ama rafda dikkatini çeken DANN CAKE i canı

çekti..Bir paket aldı.Arkadaşlarına övdüğü LİNERA kıtır ekmeği de&nbsp; torbaya

koymadan edemedi.Ali Rıza Efendi akşam yemeğini hafif geçiştirmek istediğinden

hanımı ona DR.OTKER paket muhallebisi pişirdi.Bir dilim de NESTLE çukolata

yedi.Yemek işini halletti.O akşam TV de YALAN RÜZGARI vardı ama Ali Rıza Efendi

yalan rüzgarı ndan nefret ediyordu.Onun için&nbsp; SCHAUP LORENZ renkli

televizyonlarını açıp yeni aldıkları SONY VİDEO yu işletti.Savcı beyin güzel

karısından ödünç aldıkları eski DALLAS dizisnin kasedini seyretti. Bu arada

camiden yatsı ezanının okunduğu duyuldu.Müezzin yeni alınan PHİLİPS amphi yi

sonuna kadar açmış minareye çıkmadan SONY hoparlörleri bağırtarak mahlleyi

ayağa kaldırıyordu. Ali Rıza Efendi yatsı namazzını kıldı.Hanımının hazırladığı

sıcak ORALET i içti.Yatmadan önce mutaden duşa girdi.Başını BLENDX şampuan ile,

vücuddunu LÜX sabunu ile yıkadı.EROS pjamsını giydi, çıplak ayaklarıyla TİTAN

halılar üzerinde yürüyerek yatak odasına yöneldi.KUVARTZ saatina baktı ajans

başlıyor.BLAUPUNKT radyosundan ajansı dinledi, yatmaya niyetleniyordu ki, yatak

odasının köşesindeki SİNGER dikiş makinesinde dikiş diker gibi görünen hanımı

yerinden kalktı. "Efendi dedi.Allaha şükür fındıkları sattın, elin

bollandı. bizim kız ne zamndır ,babam bana bir kırmızı VOLKSWOGEN GOLF veya

siyah HONDA alsın diye bana yalvarıp duruyor.Şu kızı

sevindiriver.."&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ali Rıza Efendi beklenmedik bir şekilde

diklendi , " Hanım hanım dedi, biz eski toprağız... Bu memlekette

&nbsp;yapılmayan malı evimize sokmayız.Nesine gerek gavur otomobili. ben kartal

a biniyorum.Oğlana doğan, damada şahin aldık.Kıza da alırız bir serçe olur

biter.">>

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Farklı bir durum

ise kişilerin, kendi kültürü dışındaki diğer kültürleri&nbsp;hakir görmesi, yok

saymasıdır. Bunun aşırı ölçülere varması ise ırkıçılığı doğurmaktadır. Sanırım

en sağlıklı olanı da kendi kültürünü reddetmeden ,kültürel alanda değerli

ürünler ortaya koyan farklı&nbsp;ülkelerin yapıtlarını sahiplenmektir.

Ülkemizden örneklersek, bir karacoğlan, dadaloğlu,yunus, mevlana,hacı bektaş'ı...

sahiplenmek kadar bir shakespeare,cervantes, picasso nun&nbsp; dehalarıyla

yarattıkları kültürel(sanatasal) değerler de sahiplenilmeli. Çünkü, aslında bu

değerler tüm insanlığın ortak değerleridir.Konuyu fazla dağıtmadan,&nbsp; bir

örnekle devam etmek istiyorum.

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;

<<" 2002 sonunda Cenevre de toplanan Dünya Ticaret Örgütü 144 ülke

yoksullara ucuz ilaç temin etme konusunda bir anlaşmaya varamayarak dağıldı.

Bugün yoksul ülkelerde yaşayan milyarlarca insan kolayca önlenebilecek ya da

tedavi edilebilecek hastalıkların tehditi altında yaşıyor,milyonlarcası

ölüyor.Bu durumun temel nedenlerinden birisi ilaçların pahalı olması.Çoğu

Amerikan büyük ilaç tekelllerinin 100-150 dolara sattıkları bazı ilaçların,

aynı işi gören&nbsp; 'generik' karşılıklarını Brezilya , Tayland gibi ülkeler

çok daha ucuza, 10-20 dolara üretebiliyorlar. Bu tür ilaçların yoksul ülkelere

satılabilmesi için uluslararası ticaret kurallarında patent,lisans ve ticerete

ilişkin uluslararası mülkiyet halklarında değişiklikler gerekiyor; böylece

yoksulları vuran hastalıklar listeye alınarak tedavilerinde kullanılan

'generik' ilaçların kullanılabilmesi mümkün kılınabiliyor.İşte Cenevre deki

toplantıda bu hastalıklar listesinin genişletilmesi öngörülmekteydi.AIDS,

tüberküloz ve sıtma gibi hastalıklarla sınırlanmadan listenın genişletilmesine,

başka salgın hastalıkların da eklenmesiyle bunlara ilişkin ilaçların

ucuzlatılması önerisine katılan 144 ülkeden sadece biri, Amerika Birleşik

Devletleri karşı çıktı. Doğrudan başkan yardımcısı Cheney in müdahalesiyle büyük

ilaç tekelllerinin isteği doğrultusunda Cenevrede ki girişim&nbsp;ABD vetosuyla

engellendi. Şimdi ilaç şirketlerinin karlarında bir düşme tehlikesi yok artık;

onların ürettiği pahalı ilaçları alamayan , ucuzlarına da izin çıkartamayan

ülkelerin insanlarıysa yığınlar halinde ölmeye devam ediyorlar...">>

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;

&nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp; Hani bazen birşeyleri, uzatmadan ve karşınızdakini

sıkmadan anlatmak istersiniz; ancak ihtiyaç duyduğunuz kelimeleri bulmakta çok

zorlanırsınız ya... Sanırım böyle durumlarda, insana en fazla yardımcı olan da,

şiirlerdir diye düşünüyorum. Belki onlarca sayfayla anlatamayacağınız şeyler,

üç beş cümleye sığdırılmıştır şiirlerde. O uygun kelimeler nerden- nasıl&nbsp;

derlenir.? Nasıl da yan yana getirilip, o cümleler oluşturulur..? Bu da şiirin ve

bağlı olarak da şairin gizi olsa gerek. Yani şair, elindeki kıt malzemeyle,

koskoca bir dünya yaratabilen insan gibi görünüyor bana. Vesselam, gizemsel bir

yan var bu şairlerde..! deyip şairden alıntı yapayım: &nbsp;

&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;

&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp; <<

Belki çürüyen bir kentin rengiydi bu.

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;

Çürüyen bir dünyanın...

&nbsp;&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;

Soyumun neye benzediğini unuttum. "İnsana benziyorlardı"

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;

diye duymuştum bir vakitler. Demek ki şimdi maymun

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;

halkasında insanlık...>>

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;

Patent,lisans vb... haklarla bilimsel bilgi özel mülk haline getirilerek,

pratikte bu hak, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ve ya geri bıraktırılmış

gibi çeşitli terimlerle ifade edilen ülkeler üzerinde hegomanik güç olarak

kullanılmaktadır. Eskinin yalnız başına kendi odasında çalışmalarını yürüten

bilim insanı, yerini şimdi uluslararası şirketlerin labaratuarlarında çalışan

bilim adamına bıraktı.Tüm zihinsel etkinliklerini bu şirtketlerin istemleri

doğrultusunda kullanmakta.Çünkü bilim ve teknik, yıllık ciroları birçok ülkenin

GSMH sinden daha fazla olan bu şirketlerin tekelinde. Hal böyle olunca

milyarlarca insanın yaşam hakkı üç beş uluslararası tekelin insafına kalmış

durumda.

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;Oysa evrende her şey birbiriyle

ilişkili&nbsp;bir bütün oluşturmaktadır.Klasik bir örneği tekrarlarsak:Kiraz,

meyve olarak kiraz ağacı tarafından &nbsp;üretilmiştir.Kiraz ağacı ise bitki

olarak bütün bir doğanın ürünüdür.&nbsp;Bu yanıyla bakılınca insan aklıyla,

eliyle yaratılan herşey, yani kültürün tüm ögeleri, tüm insanlığın ortak

mirasıdır. Her tarihsel kesit kendinden önceki kuşakların yaratımlarını,

deneyimlerini basamak yaparak ilerledi...Bugünün kültür dünyasının temelleri

binlerce yıl öncesinden atıldı... Her çağın insanı bu zincire bir halka daha

ekledi... Teknolojinin bugün ulaştığı düzey, yüzlerce yıllık birikimin

ürünü...Bu birikim de tüm insanlığın dolaylı ya da dolaysız katkılarıyla

oluştu.Yazıyı,takvimi, sayıları, kağıdı, tekerleği, bulanlara; felsefi

düşünceyi miras bırakanlara, bilimsel yöntemi ve birçok teknik buluşu

yaratanlara; tıp, matematik, geometri, astronomi, fizik, biyoloji vb..&nbsp;

birçok bilimin temellerini atanlara para mı ödedi insanlık..? Her toplum,

geçmiş kuşaklarca yaratılan değerleri kullanmayı kendi hakkı gördü...

"&nbsp; Etimolojik"

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;

Cengiz

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor...