Şiir • Bilinmiyor

Karla Gelen

person

geldiğin gece kar yağmıştı kentin üstüne

gökyüzünden sorular düşüyordu hiç durmadan.

nasıl da kalabalıktın sen; bütün kollarımla

sarılıyordum da vücuduna, kapıda kalıyordu

yine de bir yarın... ilk o zaman anlamıştım

bu eve fazla gelen bir yanı vardı bu buluşmanın

ve daha o geceden belliydi, aşkımızın

boyumuzu aşan yüzlerce ayak izinden

ve kar sıcağı sorulardan yapıldığı.

alıştığımız bir şey değildi oysa, karda tipide

sulara düşmek bir ateşin ağzından,

yeni bir ejderha oluvermek buzul çağında

ve ansızın çatlatabilmek zamanı

en ağır yerinden.

yüreğini düşürmüş binlerce sevgiliden

kopuşa kopuşa mı buluşmuştuk seninle,

beynindeki canavarı mı öpmüştük

kentin bütün "kitap yüklü merkepler"inin?"1

ne çok avcı yağmıştı gözlerinin peşinden

ve ne çok çığ dayanmıştı kapımıza.

görmüşlerdi seni saksofon çalar gibi öptüğümü

ve yıllarca düş kırıklığı toplayan şairin

yerin altında artık bir aziz

kent maketi kurduğunu.

o gece ilk defa, aşkın bu kente

yenilmediği bir yerdi sokağımız.

ahlak masasına yatırılmış ömürlerden

çılgın saatler çalıyorduk çünkü hiç çekinmeden

ve bir gecede kimbilir kaç bin yıl yaşamıştık

unutulmuş bir uçurumu emzirirken.

lanetlenmiş yüksek tansiyon vakitlerinde

kalbimiz ancak bu kadar hızlı koşabilirdi

ve az kalsın yanıt verecekti durgun sulardan:

nedir çocuk ölmek her şey yaşlanıyorken.

gelişin çünkü kutsal bir okyanusu

yutmak istemesiydi iki küçük balığın;

kapı kolu, ip ve korkudan ibaret bir öyküyü

yere çalmasıydı çürük diş şövalyelerinin.

sen beni tuzlar kadar sevmiştin,

ben seni karlar kadar, sevgim sevginde erimiş

sevişmiştik, erimiştik kaynar sulara.

oysa bilirsin nicedir

bir yağmur bedduasıydı aşklar

ve her şey ne kadar da aşağılıktı.

geldiğin gece kar yağmıştı kentin üstüne

gökyüzünden gözlerin düşüyordu hiç durmadan,

kar sıcağı sorular kadar tehlikeli gözlerin.

ne kadar güzeldin, bütün resimlerin ve eşyaların

sözünü kesiyordu yüzün. bedenin dolusu

karadeniz kokuyordun... sendin elbet hayatın

altımdaki iskemleye vurması yakın bir ânında

kirpikleriyle ipimi kesen peri; soluğunu

tehlikeyle sıvayan kadın.

"geldiğin gece kar yağmıştı kentin üstüne"

gözlerin her şeyi değiştirebilir miydi?

salıncağa binmiş bir zerre gibi kimbilir

kaç kez esrimiştim inanabilmek için buna.

ve yalnızca kellemi değil, bütün bir

bedenimi almıştım koltuğumun altına.

donmuş kan damardan kovulmalıydı çünkü

"böyle olmalıydı ve oldu işte." 2

tabulardan koleksiyon kurmuş bir kent için

elbette ki toplumsal bir sorundu kalbin.

bütün avcıları peşine takacak kadar

çok sevmiştin çünkü uçmayı, yasaklı

serüvenler getirmiştin. ve nasıl da kalabalıktın

bu eve fazla gelen bir yanın vardı senin,

bütün kollarımla sarılıyordum da vücuduna

kapıda kalıyordu yine de bir yarın.

belli ki toplamadan gelmiştin ayak izlerini,

kilitlenmiş adımlarla örtülü bir kente

yalnızca kabına sıkışmış bir kıpırtı

kalmasın diye eyleminden...

o gece anlamıştım: her yerinden yüreği

taşan bir kadındır bir şaire gereken;

bir karla gelendir, bir kardelen.

..................................................................................

1 Muhammed'in, bir hadisinde, öğrendiklerini yaşama

geçirmeyenler için kullandığı benzetme.

2 Ahmet Telli'nin bir dizesi.

Yorumlar

graham 11.01.2009 19:26:49

yüreğine sağlık can dost şiirlerin bir harika umarım daha güzel şiirler yazarsın<br />