Şiir • Bilinmiyor

İsa’nın Ölümü

Yazar / Şair

Vedat DÜNDAR
person

isa'nın ölümü

Bağ bozumu zamanıydı ama toplanmadı üzümler

O gece tahtadan haçı şekilsizce diktiler toprağa

Sabaha kadar uğraştılar ama haç tutmuyordu

Altını daha çok oydular,oydular

Sanki haç değil nefretlerini dikiyorlardı

Nihayet toprağa kaynadı nefretleri

Artık onu bu nefretle çakacaklardı çırılçıplak

Sabah olsun diye beklediler,

O gece ölü doğan kuzuyu kesip yediler.......

İsa ölmeden birgün önce,

Harmandan arta kalan toprağa uzanıp göğe baktı

Gürültülü yağmurda,iç çamaşırına kadar ıslandı

Yakında bir kadın,adet bezini kundak yaptı,çoçuğuna..

Sonra birdenbire dindi yağmur

Sönük yıldızlar badana olmuş gibi parladı

Acaba bağışlanacak kadar yıkanmışmıydı bu yağmurda,

Nerede hata yaptığını düşündü........

Her geçen an dinsizlerin nefreti büyüyordu

Bu karşı konulmaz bir sapkınlıktı

Bu öfkenin,ödenecek bir vergisiydi sanki.....

Sonra dağın tepesine doğru,kavuştu bulutlar

Akşamdan kalma bir yıldız duruyordu ayın çeperinde

Bağların çok olduğu yerde bir kulübesi vardı

İsa bu mehtapta oraya gitmak istedi

Ama yerinden kalkamadı;

Bekleyişi zahmetli bir endişeye dönüştü

Yorgun bir arayışla sustu gözleri,

Karanlığın köşesinden döküntü bir ışık buldu

Parlıyan küçük gölü farketti

Göle doğru yürürken,kıvamla tutuştu gene yağmur

Kırık bir taş attı suya,

Parmaklarıyla dokundu,

Oysa gölde aksi yoktu

Zoraki bir yel yaladı alnını

Issızlık heryere sinmişti

Özensizce yoğunlaştı sis karanlığın ardında.......

Onlar tam şafakla birlikte geldiler

Ellerinde hala yanan meşaleleri vardı

Geri kalanlar azgınca şevişmişlerdi gün boyu

Uykusuzdular ama çıldırasıya bağırıyorlardı

Salyaları çenelerinde kurumuştu!

Şarap düşkünü fahişeler önden koşuyordu.........

İsa yüzüne sürülen ışıkla uyandı

Bu daha şafağın ilk dakikalarıydı

Bacaklarına asılmış yorgunlukla kalktı

Şimdi yağmur sadece kımıldıyordu.

Badem bıyıkları,sakalıyla birlikte ıslanmıştı

Sanki heyecanları bayatlamış gibi mahzundu

Bedenini kabaca iterek döndü,

Önce sadece duydu,göremedi,sonra gördü

Sesler rüzgara sürünerek,gürültüyle geliyordu

Anlaşılmaz bağrışla ama anlaşılır niyetle koşuyorlardı

Sanki sayısızdılar lakin tek vucuttular

Fahişelerin tiz çığlıkları erkekleri bastırıyordu.......

"isa'nın ölümü"

İsa'yı kollarından tutarak sürüklediler

Sonra yaban kısrağını kamçılıyarak,peşisıra bağladılar

İliksiz sandaletleri ayaklarından fırladı

Kısrağı kovalarcasına koşturdular.

İsa'nın ayakları,tşlarla kesiliyordu

Şimdi kandan bir iz kalıyordu ardında

Kalabalıkta sanki bu kan izini takip eder gibiydi.......

Haçın yanındaki iskeleye çıkardılar onu

Vücudunu dengesizce yapıştırdılar haça

Önce ayakta kalması için avuçlarını çakacaklardı

Sivri uçlu demir yivler,birgün öncesinden hazırlanmıştı

Herbirinin üzerinde intikamdan kurumuş köpüklü

Tükürükleri vardı

Birinci yiv, sol avucunun ortasına girerken,Düşündü İsa

Tanrının oğlu bir mehdiye,bu mümkünmüydü ?

Acı duyabilecek olması,mümkünmüydü ?

Uzaklara,sere serpe başak tutmuş ekinlere baktı

Bu zulmette tebessümle Meryem anasını düşündü

Bir an nekadar üşüyüp,titrediğini farketti

İlk yiv girerken önce acıyı hissetmedi

Kendini hazırlamıştı,o Tanrı'nın oğluydu

Ama birden delirmiş bir alev gibi yandı eli

Sanki bir insanın hissedebileceği acıdanda fazlasıydı bu

Kanı kollarından böğrüne doğru,sıcacık aktı

Sağ eli çakılırken artık bayılma raddesine gelmişti

Şimdi kendi kanında yüzüyor gibiydi

Parmak kemiklerinin,etlerinden ayrıldığını gördü

Elleri tahta haça adeta yapışmışçasına gerilmişti........

Ayakları çakılırken,artık büsbütün ırzına geçiliyormuş gibi

hissetti

Hazırlıksız yakalanmış acısı,hayretinden çok daha büyüktü

Adeta bir şekilden,başka bir şekile dönüşüyor gibiydi

Baskın bir korku duydu gözlerinde,

Uzakta gördüğü başak tutmuş ekinler,

alevlerle tutuşmuşçasına,kızıllaşmıştı

Artık bağıran çağıran o kalabalığı görmüyordu

Yeşile çalan bir maske gibiydi suratı

Şimdi bir anda yeniden yaratılmayı bekledi ama,

Ne uzakta,ne yakında, Tanrı'nın eli yoktu

Gerçekler öylesi bir pusu kurmuştu ona

Son tükürüğünü yutacak mecali dahi kalmamıştı..........

Birdenbire yağmaladı kendini,buzlaştı

Delice ağlayışını kimseler görmedi

Bir mehdiye bunlar olamaz diye düşünürken,

ÇÖLDE KALMIŞ,ŞAŞKIN BİR BEDEVİ GİBİ,ÖLÜME TUTUNUP,

GİTTİ !...

Vedat derki:Taassürler,herzaman,gerçeklerden daha büyüktür

Çünkü onların sınırları yoktur.

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor...