Şiir • Bilinmiyor

Gezgin

person

dün geldim

geç kalsam da bağışlanır

bir bahar bozumuydu yola çıktığımda

yüzümde suçlu bir merak

kalbim heyecandan telaşlı

gözlerimde ısırgan bir hüzün vardı

hüzün: hep bilinir

bir afyon çiçeğidir önceleri

dalayan bir ısırgan yoncası olur sonra

dalayan ve uyandıran o afyon uykusundan

dün geldim

acı sırtımda tabiy

yolum uzundu

yanımda hiç resim yoktu

dağlara baktım: dağıldım

yollara baktım: yoruldum

gece ayışığı içtim, dudaklarım kurudu

gündüz böğürtlen yedim, dilim buğulandı

siz görmeliydiniz o kanı

bir dağ çiçeği sevdasına bin arı öldü

tam ordan geçiyordum, gördüm diyebilirim

aman nasıl petekti öyle

nasıl baldı

böğürtlen gibi kırmızıydı

kan gibi saydam

bir garip kokuydu, onun kokusuydu

dayanamadım, eli titrekti ama

yedim yedim kalbim çatladı

sevdam o dağ çiçeğinde kaldı

dün geldim, anca geldim

usumda vızıldayan bin arı ölüsü

heybemde onarımı gereken bin iğne

önce kendi etime

dün geldim

hoş mu geldim

hoş olmayan şeylerden geldim

bir kentten geçtim ki canım titredi

sıtma kabusuyla sallanıyordu uzaktan

girişte insanlar gördüm, hiç görmediğim

ama sanki biryerlerden tanıdığım, yemin

edebilirim

"dün geldim"

iğrenç suratları vardı, insandan çok

cüzzamlı bir köpeğe benziyorlardı

kuru birer ağaç dibine çömelmiş

çürümüş bir dalı kemiriyorlardı

omuzlarında soyulmuş yılan derileri

ellerinde pas tutmuş makaslar

iki ucu da kırık

tam ben yanlarından geçiyorken

elma ağaçlarının çiçeklerini kesmeye başladılar

ben sanki tarihini bilmiyormuşum gibi

bakır çalığı bir kasede

elmanın kanını sundular

geldim ya, nasıl geldim

bir elimde tarih atlası

bir elimde güneş humması

soğutulmaya zorlanmış bir çöl kızgınlığından

bir kum fırtınasının

soylu kumcuklarından geldim

yorgundum, susamıştım, dilim kuruydu ama

gördüğüm serap mıydı, gerçek miydi

bilirim ben

çölün tam ortasında sonsuz bir ışıltıydı

yedibin rengi yansıtan renksiz bir kuyuydu

duruydu, aydınlıktı, yaz gökleri gibiydi suyu

uzanıp avuçlasam benimdi

öyle yakın, öyle kolay, öyle dokunsam

ah o kervancıbaşı

ah o sırmalı soyguncu

ve ellerinde kesik başlar ve zebellah ordusu

birden beliriverdiler tam kuyunun başında

ellerinde kan sızıtan kesik başları

tan kuyunun ağzından sarkıtıyorlardı ki

ne olduysa o anda oldu

kızıl bir bulut ağdı kuyunun ağzından göğe

bulut değil

bir devin alev saçan soluğuydu

ardından muhteşem bir kum fırtınası

kum değil

devin çocuklarıydı saçılan

ah görmeliydiniz o savaşı

ne kanlı kervancıbaşı

ne zebellah ordusu

dayanamadılar kum fırtınasının şiddetine

çöl mü yarıldı

kuyu mu büyüttü ağzını

kızgın çöl kavuşunca dinginliğine

bir ben vardım kuyunun başında diri

ve herşeyi görebilen sağlıklı çöl tanığı

öğrendim çöl kızgınsa öfkesi nice olur

kum fırtınasında neler yapılır

nasıl yok edilir çöllerin sırmalı

soygun kervancıları

gördüğüm serap mıydı, gerçek miydi

bilirim ben

bir elimde güneş humması

bir elimde tarih atlası vardı

vakit dardı

kanarak içtim de kuyunun duru suyundan

uçar gibi aştım çölü o sonsuz ışıltıdan

dün geldim

dün ben nerden geldim

ezberlenip unutulmuş bir sıkıntıdan geldim

adı konulmamış bir düşten geldim

terlemiş balıklar gördüm, rengi bozulmuş mavilikler

kabaran denizler gibi coşkun sürücüler

kılçığı beynine saplanmış gözsüz balıklar gördüm

trollenmiş deniz tarlası, iyot vurgunu

derya içindeydim de hani deryayı gördüm

küçük balığı gördüm, peşinde büyük balık

bir su ağası gibi kuvvetli ve saldırgan

oh balık, küçük balık, can balık

anasının kuzusu, deniz kokulum

söyle yavrum, söyle gözüm, söyle kılçığım

kim dokundu senin pullanmamış derine

kim kıydı senin o tazecik gövdene

denizde kum gibi dolgun pullarıyla

doymaz mı büyük balık küçük balığa

ama gördüm ya sonunda

derya içindeki deryayı

büyük balık küçük balık peşindeydi ya

birleşince küçük balık yüzlercesiyle

şaşırıp kaldı büyük balık

şaşırıp kalmadım amma

ne de keskinleşmiş dişleri ol mahilerin

unutulmaz bir deniz anası gibi büyüdü gövdeleri

kıymık kıymık oldu gövdesi büyük balığın

anladım

nice olsa da

denizde kum, büyük balıkta pul

birleşince

edemezmiş küçükleri kendine kul

14 Mart 1972

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor...