Gecekondu Hasan ( Anı)
Yazar / Şair
Vecdi Murat SOYDANGecekondu Hasan Amca’yla tanıştığımızda 14 yaşındaydım. O tarihlerde Ortaokul 3. sınıfa gidiyordum. O zamanlar kahvehane ve kumar alışkanlığım yoktu ama bu tanışmadan sonra, kahvehane ve kumarhaneden ayrılmaz oldum. (!) Günümün büyük bir bölümü buralarda geçiyordu. Zaman zaman yorulsam da, her akşam iş bitimi alacağım yevmiyemi düşündükçe, yorgunluğumu unutuyordum. Kahvehanenin bulunduğu bina eski bir binaydı ve 3 kattan oluşuyordu. Kahvehane alt katta, küçük bir bahçe içindeydi. Üst katında babamın arzuhalci dükkanı vardı. Emekli olduktan sonra babam, oyalanmaktan ziyade, geçim şartlarının zorluğundan dolayı tekrar çalışmak zorunda kalmış, ailemizin yükünü omuzlamaya devam etmişti. Ben, hiç olmazsa yaz tatillerinde ve hafta sonlarında çalışarak harçlığımı çıkartmak ve babama yük olmamak için, bu kahvehane/kumarhanede çalışmaya başladım. 3 yılım burada geçti. Hayatın gerçeklerini burada öğrenmeye başladım. Okul, bilgi öğretiyordu ama hayatı öğretmiyordu.
Gecekondu Hasan, Ankara’nın Kızılcahamam İlçesindendi. Babamla eskiden beri tanışıyorlardı. Hatta Gecekondu Hasan’ın benden birkaç yaş küçük kızı süt kardeşimdi. Eşinin rahatsızlanması nedeniyle kızını annem emzirmiş ve dolayısıyla süt kardeşi olmuştuk kızıyla. Babama büyük saygı gösterir, değer verir, iltifatlarda bulunurdu. Zayıf, çelimsiz bir adam olsa da, yüreği mangal gibiydi. O sert duruşunun altında aslında yumuşacık bir yürek yatıyordu. Kumarhane sahibi olması, bu alemin içinde olan kişilerin kendisine diş bilemesine sebep oluyordu. Sert görünmesi doğaldı. Güçlü olmalıydı. Yoksa bu işin raconu belliydi. Adamı bir dakikada harcarlardı. Uzun yıllardır Yenimahalle’de kahvehane/kumarhane işletiyordu. Bu alemin kulağı kesiklerindendi. Tartıya çıksa 49 kg’yu geçmezdi. Birkaç kez tanık olmuştum, kızdığında karşısındaki adama ‘ 49 kg. bir adamım, üfürsen düşerim, ama bana yanlış yapanın bacağını da dizine indiririm.’ derdi. Öğlene kadar kahvehaneye pek gelmez, akşam üstleri oyun başlamadan önce uğrardı. 80 m2 tek odadan oluşan, ama odayı kırmızı vişne çürüğü renginde kalın bir perdeyle ikiye bölen bu kumarhanenin her akşam konukları olur, onlara ikramlarda bulunurdum. Çay servisi yapar, ihtiyacı olanlara sigara, karnı acıkanlara ekmek, eski kaşar, zeytin, domates, biber alırdım. Adamlar, dünyanın parasını kumarda kaybettikleri halde, sigaradan veya yiyeceklerden arta kalan para üstünü benden çoğu kere isterlerdi. ‘Yeğenim benim, koy cebine o da senin olsun.’ diyen üç beş tane adam gibi adam da yok değildi. Orada çalıştığım süre içerisinde, bana bir kişi bile tek kötü söz söylemedi. Hatta, okumam için teşvikte bulundular, ‘ Oku oğlum. Baban gibi ol, baban değerli bir insan.Sakın bu alemin içine girme, bu alem pisliktir, hastalıktır. Sen buralara yakışmazsın.’derler öğüt verirlerdi. Bunda, ‘ Nüfusçu Erdem Bey’ isminin de büyük etkisi vardı. Çünkü babama sevgi, saygı duyarlar, hal hatır sorarlardı. Babamın adı hep beni korudu.Sanki koruyucu bir melek vardı yanımda ve beni her türlü zor şartlardan korudu, işlerimi kolaylaştırdı. Bu tarifi imkansız duyguyu hala yaşıyorum ve hala bu güç beni koruyor.
Oyun partileri geç saatlere kadar sürerdi. Mekanın dili olsa da anlatsa orada neler yaşandığını. Polis ekibinin geleceği saatler belliydi. Geldiklerinde, Gecekondu Hasan hemen dışarı çıkar, polis amcalara hal hatır sorardı. Bir keresinde ben de sordum hatırlarını. Elime tutuşturulan bir zarfı kendilerine vermiştim. Ekip görevini yapıyor (!) ve oradan ayrılıyordu. Orada çalışmak benim için çok büyük bir tecrübe oldu. İnsanları, hayatı öğrendim. Büyük bir okul diyebilirim. Bana lazım olan bilgileri aldım oradan. Bu yaşıma geldim, halen de kılıç, yüzbir, barbut, biriç, vb. oyunlarını bilmem. Bir tek piştiyi ve okeyi bilirim, onu da babam öğretmişti. Hiç de merak etmedim öğrenmek için. Çünkü o mekanda insanların perişanlığını, yaşanan aile dramlarını, kumar alışkanlığının insanı intihara kadar götürebilecek kötü bir alışkanlık olduğunu gözlerimle gördüm. Kulaklarımla ne olaylara şahit oldum. Bunlardan birinde, kumarhanenin müdavimlerinden biri, kumar masasında, emekli maaşını bırakmış, borç para istemiş ve Gecekondu Hasan da, kendisine borç para vermişti. Adam, kaybettiklerini tekrar kazanmak istemiş, ama onu da kaybetmişti. İnsanın gözünü hırs bürümeye görsün. En büyük hatalarımızdan birisi de bitmek bilmeyen isteklerimiz, kısa yoldan zengin olma hayallerimiz. Kumar oynamak ciddi bir hastalıktır. Maalesef yakalandı mı bu hastalığa insan, kolay kolay bir daha iflah olmuyor. Almış olduğu borç parayı da kumar masasında bırakan adam, ‘ Bir şans, bana bir şans daha. Bana para verin, borç para verin.’ dediğinde, Gecekondu Hasan, kendisine şöyle demişti. ‘ Neyin karşılığında? Paran mı kaldı sanki. Tamam, bırak oynama artık!’ Adam, yalvarır gözlerle, yıllardır kulaklarımdan çıkmayan, her aklıma geldiğinde beni derinden yaralayan, yüreğe vurulan bir hançer misali içimi yakan şu cümleyi söyledi ‘ Her şeyimi verdim, param kalmadı, evimi de sattım, verecek bir şeyim kalmadı, karım ile kızım evde, onu alın! ‘ Bu cümlenin o anda Gecekondu Hasan üzerindeki etkisi büyük oldu. Sakinliğiyle tanınan Gecekondu Hasan, o dakikadan itibaren bambaşka bir ruha büründü, bir volkan misali patladı. Adamın yakasına yapışarak ‘ Ulan yıllardır bu alemin içindeyim, adımız kumarcıya çıkmış, ama ben adıma leke getirmem, kumarcıysam, pezevenk değilim.! Kaç lira kaybettin ulan sen! Al şu paranı, çek git! Bir daha da bu mekana ayak basma! ‘Adam, bu cümleyi duyduktan sonra, çocuklar gibi ağlamaya başladı. Nerdeyse teselli etmeye yanına ben gidecektim ki, Gecekondu Hasan’ın bağırtısı duyuldu. ‘ Karılar gibi ağlama ulan! Kaldır başını ve çık git bu mekandan.’ dedi. Adam, o günden sonra mekana atım atmadı, atamadı.
1983-1986 yılları arasında çalıştığım bu kahvehane/kumarhanede hayatı öğrendim. Sinemada izlediğim Ferdi Tayfur’un filmlerinin etkisi altında kalmıştım ama, sanki burada o filmler gerçek oluyordu. Yaşanıyordu. Senaryo gerçeğe dönüşüyordu. Ben, Ferdi’nin gençliğini oynuyordum sanki. Babam fakirdi. Tıpkı filmlerde olduğu gibi. Çolak Taksici, Uzun Adam, Gecekondu Hasan, Topal Salim sanki filmlerden kopup gelmiş, bire bir canlı canlı hayatın içinde yaşıyorlardı. Karakter oyuncuları ve kötü adamlar burada da vardı.Tüm bu olumsuz şartlar altında, ekmeğimi buradan çıkartıyordum.
1986 yılında babam rahmetli olunca, bu kahvehaneden ayrılıp başka işlerde çalışmaya başladım. Gecekondu Hasan’ın kumarhanesi hayatımda bir dönüm noktası olmuştur. Genç yaşta hayata atılmamda, ciddi kararlar almamda olumlu etkilerini gördüm. Atamam çıkıp, Nüfus memuru olarak devlet dairesinde işe başladığımda, Gecekondu Hasan’ı da ziyaret ettim. Beni görünce çok mutlu oldu, gözleri yaşardı babamdan söz ederken. ‘ Baban, büyük adamdı, dürüst adamdı. Ne mutlu senin gibi bir evlat yetiştirmiş. Murat, ben yıllardır bu alemin içindeyim, bu alemin içinde olup da bozulmayan hiç kimseye rastlamadım. Bir tek sen hariç. Oğlum, helal olsun sana! Babanın mekanı cennet olsun! Bir kere olsun, elini oyun kağıdına sürmedin. Bozulmadın. ‘ dedi. Yanaklarımdan öptü. İkimiz de duygulandık. Dokunsalar, Hasan Amca’yı bilmem ama, ben ağlardım. Hüngür hüngür ağlardım, zor tuttum kendimi, ama gözlerim nemlendi.
"Gecekondu Hasan Amca’yla tanıştığımızda 14 yaşındaydım. O tarihlerde Ortaokul 3. sınıfa gidiyordum. O zamanlar kahvehane ve kumar alışkanlığım yoktu ama bu tanışmadan sonra, kahvehane ve kumarhaneden ayrılmaz oldum. (!) Günümün büyük bir bölümü buralarda geçiyordu. Zaman zaman yorulsam da, her akşam iş bitimi alacağım yevmiyemi düşündükçe, yorgunluğumu unutuyordum. Kahvehanenin bulunduğu bina eski bir binaydı ve 3 kattan oluşuyordu. Kahvehane alt katta, küçük bir bahçe içindeydi. Üst katında babamın arzuhalci dükkanı vardı. Emekli olduktan sonra babam, oyalanmaktan ziyade, geçim şartlarının zorluğundan dolayı tekrar çalışmak zorunda kalmış, ailemizin yükünü omuzlamaya devam etmişti. Ben, hiç olmazsa yaz tatillerinde ve hafta sonlarında çalışarak harçlığımı çıkartmak ve babama yük olmamak için, bu kahvehane/kumarhanede çalışmaya başladım. 3 yılım burada geçti. Hayatın gerçeklerini burada öğrenmeye başladım. Okul, bilgi öğretiyordu ama hayatı öğretmiyordu."
Şimdi sağ mıdır? Bilmiyorum. Öldüyse Gecekondu Hasan’a Allah’tan rahmet diliyorum. Yaşıyorsa, huzur dolu sağlıklı, mutlu yıllar diliyorum. Biliyorum, bu alem insanda huzur da, mutluluk da, sağlık da bırakmaz.
Kısaca ben, bu alemin hem içinde hem de dışında yaşamış olmanın buruk sevincini yaşıyorum, hayatı öğrenmem adına.
Vecdi Murat SOYDAN
(Yaşanmamış Aşkların Şairi)
15 Haziran 2013-Isparta-Saat : 12.38
Yorumlar