Şiir • Bilinmiyor

Dünyanın Görmediğim Kadınları İçin

Yazar / Şair

Ali Erdem URAL
person

Dünyanın görmediğim kadınları için

Bir sigara daha yaktım, bir dal incittim

Görmediğim kentleri için

Eskiye dair hatırlayacaklarımı yazdım

Bütün güzel kadınların siyah saçları vardı,

Yaşlı adamın intihar ettiği yerden başladım

Esrik bir Nisan sabahı hiç beklenmeyen yerden.

Ve sizleri hatırladım

Şaşırmış mıydınız, sizleri hatırladım.

Üstünüzü örttüm

Üşümüştünüz.

Ürkekti bakışlarınız, emin değildiniz

Korkuyordunuz belli ki

Anlayamıyordunuz

Kesinlikle anlayamıyordunuz

Kötü davranmışlardı size

Kötü davranacaklardı size

Anneniz yanağınızdan bir kere öpmüştü

Sizleri hatırladım.

Sizi ben de ne diye sevecektim ki

Daha vardı

Zamanınız gelecekti

Eni konu bir keşkeydi hayatınız

İşe yaramaz bir Nisan yağmurunda

İntihar eden yaşlı adam kadar keşke.

Çirkindiniz, arkadaşlarınız da.

Bir kara parçasıdır yaşlı adamın bu ölümü;

Hiçten parça parça..

Üstümde yine aynı ceket vardı

Yine aynı sararmış fotoğraf cebimde

Yine aynı dişlerim, parmaklarım

Aynı gözlerim vardı

- Sizi ilk kez gören bu gözlerim -

Yine uyuyordum

Hiçten parça parça, en çok da gölgesi...

Benzi solmuş aynalara

Hayatını anlattı yaşlı adam

- Aynalar mıydı tek onunla yaşlanan -

Donuk yeşil paltosu - ona benzeyen -

Bin dokuz yüz otuz dokuz yılında

Savaş çıkacaktı belki de - yine bir ayna söylemişti -

Paltosu ve kimbilir nerede bir ayna,

Hiç evlenmedi yaşlı adam.

Bir sigara daha yaktım

Yaşlı adamın

Dünyanın görmediği kadınları için

- Dünyanın görmediğim kadınları için başka başkadır herkese, durağan -

Yakmasa mıydım?

Öyle ya belki de yakmasa mıydım;

Ama ne farkımız kalırdı o zaman

İlkel dağ tanrılarından

Ağaca yeşil ol, rüzgara es diyen.

Ölmek çok uzaktaydı o zaman.

"Dünyanın görmediğim kadınları için"

Yağmurda ıslanan bir köpekten korkmuştu yaşlı adam

Kimbilir nerede şimdi bir ayna

Anneniz ve siz

Ağlıyordunuz

Hüngür hüngür ağlıyordunuz

Kendinizden geçmiştiniz; çığlık çığlığa

Hakim olamıyordunuz kendinize

Duramıyor daha da ağlıyordunuz

Gözyaşlarına boğulmuştunuz

Devamlı ağlıyordunuz

Her aynanın ayrı bir hikayesi vardı

Her Eski bir mektubun

Ağlıyordunuz.

Genç, diri ve de çok güzel

Hem de şiirler yazan o kızın

Bin dokuz yüz otuz dokuz yazında

İntiharından ödünç aldığı

Nefesini üfledi aynaya,

Taşlar dokunulmayı beklerdi bir sonbaharın ardında

Bütün güzel kadınların siyah saçları gibi.

Hiç evlenmedi o yaşlı o adam.

O zamanlar çoğu insan küçüktü; hatırlamazlar,

Tarsus semalarında

Gece gündüze son mavinin eşiğinde

Herkesin bir annesi ağlardı.

Hele ki gün ışısın

Anneleri ağlar, onlar şiir yazardı

Tarsus semalarında

Bir gün daha biterdi böylece bir gün daha

Ve sizleri hatırladım ben yine.

Annelerinin bile hatırlamadığı sizleri

Bir papatya tutan elleri belki de sizleri

Çaresiz miydiniz

Kırbaç kırbaç bakışları sizleri...

Zamanlar oldu, çeşitli, çok, uzun

Büyütüldük, aksine uzun sürdü çocukluğumuz.

Greta Garbo'yu öpmüş müydü yaşlı adam

Belki de sadece kendi halinde bir müfettiş

Hala tam bilemedik tanrıyı, büyümüştük.

- siz değil ama, sizler çirkin -

- sizler annesinin bile özlemediği çocuklar -

Geniş zamanla geçmiş zaman arasına sıkıştık.

Korkak olduk, yorgun olduk

İlkel değildik, tanrı hiç, büyüyememiştik

Yalnız bir camiinin hüznü yeşerdi içimizde.

Yerleşti, anlayamıyorduk,

Aradık, bulamadık.

Aradık, bulamadık.

Aradık, bulamadık.

Bulamadık.

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor...