Şiir • Bilinmiyor

Demokrasiye Geçiş Sancıları ve Terör

Yazar / Şair

Ahmet Canbaba
person

DEMOKRASİYE  GEÇİŞ  SANCILARI  VE  TERÖR

1951

Seçimlerinin  ardından  demokrat  partinin  iş başına

gelmesiyle  birlikte  Devletçilikten  Özel  sektöre

kayış  başlamış, Amerikan  yardımlarıyla ülkemizde

sanayice  ilerlemenin  önüne  geçilmiş, daha fazla

hürriyet, daha  fazla  demokrasi  adı  altında

dinci  kesime yönelik  özgürlük  ve  demokrasi

gelmiş  ve  bu  gelişmeye  engel  olacak

kavramlar  laiklik  başta  olmak  üzere  budanmış,

yabancıların  daha  fazla  söz  sahibi  olmaları

açısından  devlete  ait  neler  varsa  satılmış,

Cumhuriyete  karşı  ‘İkinci  Cumhuriyetçiler’  çıkarak

Atatürk ilkelerinin önüne  geçilmiştir.12  eylülle

birlikte  1980  öncesi sağ  sol  çatışmalarıyla

birbirine  kırdırılan  gençlik, kendilerinin kullanıldıklarını

anladıklarında  artık  kendileri  için  vakit

çok  geçti. Sermaye 1970  öncesi  bilinçsizliklerinin

ve  tecrübesizliklerinin zararlarını  gördüklerinden,  sermayeye

karşı  çıkan sol  örgütlenmenin  karşısında  ülkücü

gençliği kullanmıştır. 1980  ihtilaline  kadar gençlerin

birbirlerini  yok  etmelerinde  kapitalizm sistemli  olarak

oldukça  güçlenmiş,  buna  karşın  işçi  köylü,

memur kesimi de  kendi  davalarının  takipçileri

olmak  açısından  bir  sınıf  oluşturmuşlardır.

Yani  emekçi kesimi de  birçok  yandaşını yitirmesine

rağmen  güçlenmişlerdir. Tabiî ki  bu  kamplara  ayrılmayı

da  beraberinde  getirmiştir.

Düşünün

bir kere, 27 mayıs  ihtilali  olmuş,

devrimci  bir  anayasa  kabul  edilmiş.(BU  anayasa

ki  halkın,  yani  toplum kesimlerinin

düşüncelerinin  önünde  bir anayasa)Gençler  emperyalizme karşı

yürüyerek İstanbul’da  6.  filoyu  defol  git diye

karşılamışlardır. Deniz  Gezmiş  ve  arkadaşları  devrimin

bir  kıvılcımı  olmuş,  ama  ne yazık ki

faşizmin  gücü bu  üç  fidanını   asmakla

kurtulacaklarını  sanmışlar,  Deniz  gezmiş  ve

arkadaşları idam  edilmiş    12  eylüle

böyle  gelinmiştir.

Siyasiler

mecliste  reisicumhurunu  seçememiş,  sağ

sol  karmaşası  mecliste de  devam  etmiş,  halkın

12  eylülü  bir  kurtuluş  olarak  görmesine

kadar  müdahalesini özellikle  sürdüren  ordu  12

Eylüle  gelindiğinde  darbe  yaparak  yönetime

el  koymuştur.

 Oysa

gençlerimiz  12  eylülle birlikte  faili meçhullerle ve

işkencedeki  ölümlerle  bir  girdabın  içine

sokulmuş  Hapishaneler   sağcı  ve  solcu

gençlerle  doldurulmuştur. İşte  bütün  bu  olaylarda

Türkiye  başta  Amerika  olmak  üzere  harici

güçlerle  hep  dışarıdan  yönetilmişlerdir. Barış

gönüllüleri  denmiş memleketimiz  karış  karış

gezilmiş,  köylümüzün  yani  halkımızın  örf  ve

adetlerinden  inanışlarına,  kimliklerinden  milliyetçilik

duygularına,  dil  ve  lehçelerinden   siyasi

görüşlerine   kadar  Amerikan  casusları(Barış

Gönüllüleri) tarafından öğrenilmiş  öğrenilen  bilgilere

göre  Türkiye’nin  haritaları  çıkarılmış  ve bu

konular karşısında aleyhimize  geliştirilecek  stratejiler

oluşturulmuş  ve  bu  oluşturulan  stratejileri

savunan  kendi  gençlerimiz  Amerika da  burslu

olarak  okutulmuş  ve  Türkiye’ye  gelip

belirli  kilit  noktalarına  atandıklarında  Amerikan

siyasetini  savunmuşlardır.

Türkiye

üzerindeki emellerinin  koruyucuları  ve

kollayıcıları  olarak  Avrupa  ülkeleri de  tabiî ki

boş  durmamışlardır. Demokrasimizin  önündeki  engellerin

kaldırılması da  Avrupa  Birliği  standartlarına

uygun  olarak  ele  alınmış  Avrupa  birliğine

alınmayacağını  bilmemize  rağmen  halkımızda  bir

Avrupa  birliğine  girme rüyaları  yaratılmış,

serbest  dolaşım,  bol para  kazanmak  gibi  halkımızın

özlemleri  hep  canlı  tutulmuş  ve AB ye üye

olmak   iktidarlarda oy  potansiyelini artırma

konusunda  bir  işlev  haline  gelmiştir.

Türkiye’nin

1996  yılından  itibaren  gümrük

birliğine  girmesiyle  Avrupa’daki   ve  dünyadaki

gelişmiş  ülkeler  düzeyinde  olmayan  sanayimiz

bu  ülkelerle  rekabet  edemez  düzeyde

olduğundan  ülkemizde  birçok  fabrika  kendisine

çekidüzen  verip Avrupa’yla  uyum  sağlarken  birçok

küçük işletmelerde  kapanmıştır. Tarımın  ve  sanayin  devlet

tarafından  korunamaması  sebebiyle  ülkemiz

yabancıların  açık  pazarı  haline  gelmiş

kendi  çiftçisini  destekleyen  ülkeler,  ülkemize

ucuz  pirinç, buğday,mercimek  ve  her  türlü

bakliyat  ürünlerini  satmışlar. Emeğinin karşılığını  alamayıp

zarar  eden köylümüz  ürün  ekmekten  vazgeçmiş

kendi  kendimize  yeterli  olan  bir  ülke

pozisyonundan  tarımda da   dışa  bağımlı  bir

ülke  haline  getirilmiştir.  Tabiî ki  sanayimizde

de  öyle.  Birçok  fabrikalarımız  kapanmış,

teknolojik  yeniliklerle  donatılamayan  ve  devletin

arpalıkları  pozisyonunda  bulunan ve  sürekli  zarar

eden  eskimiş  teknolojilerle çalışan fabrikalarımız

Avrupa’ya  ayak  uyduramadığından  özelleştirilerek

teker  teker  elimizden  çıkarılmıştır. Artık  Avrupa’nın

işçisini,  çiftçisini  besleyen  sömürge  bir

ülke  konumuna  getirildik. Kendimizle  barışık  bir

toplumken  PKK nın dış  güçlerce  beslenip desteklenmesi

ve  ve  ülkemize  karşı zararlı  yayınlarda

bulunulmasına  göz  yumulması  karşısında  ülkemizdeki

ayrılıkçı  grupların  milli  duyguları,  kimlik

tartışmaları  yaratılarak  infial  noktalarına  kadar

getirilmiş,  en  ufak  olaylarda meydanlara  çıkarak yakıp

yıkmaya  ve  öldürmeye  yönelik  gösterilere

kadar  iş  vardırılmıştır.

"DEMOKRASİYE  GEÇİŞ  SANCILARI  VE  TERÖR"

Sorunlarımız

birikerek  gelmiş  hiçbirisi  çözüme

kavuşturulmamış  bir  dağ  gibi  önümüzdedir. Ermeni

meselesinden,  Kıbrıs  meselesine, Kürt  sorunundan

doğalgaz  sorununa, dil  sorunundan, kriz  sorununa,

işsizlik  sorunundan  eğitim,  sağlık  yani

aklınıza  ne  gelirse bütün  sorunlara  kadar. Bütün

bu sorunlarla   başa  çıkmak  için  devletin

emniyet  güçleri  ile  halk  karşı  karşıya

getirilmiş  ve  devlet  kendi  bünyesinde

kendine  bağlı  birde  Gladyo   oluşturmuş ve  bu

oluşumda  Susurluktaki Mercedes  kazasıyla ortaya  çıkmıştır.

Ülkemizin

çok  değerli yazarları,  profesörleri, aydınları faili meçhul

suikastlarla  öldürülmüş  hiçbirisi aydınlatılamamıştır. Bu

işleri  halledemeyen  siyasetin elinden  kuvvet  kullanarak

olayları  bastırmanın  ötesinde bir  iş  gelmemiştir.

Dışarıdan  yönetilmenin neticesi Tarımı, sanayisi  ve

ekonomisi  çökmüş  bir  Türkiye’nin Özelleştirerek

ayakta  kalacağını  sananlar  yanıldıklarını

dışarıya  satacakları  bir şey  kalmadığı  zaman

anlayacaklardır. Şimdi  artık  taviz  verilerek işleri

yürütüyoruz. .  Tabiî ki   buda satılmadık kalan

fabrika  varsa satarak, Kürtçe  tv kanalları  açarak,

buzdolabı  çamaşır  makinesi  ve  gıda

maddeleri  dağıtarak, topraklarımızı  ve  yer altı

zenginliklerimizi  satarak, İMF den borç  para  alarak

ayakta  kalmaya  çalışılmaktadır.  İşte  29

mart  seçimleri   yapılmış  baştaki  iktidar

kan  kaybetse de  ne  değişmiştir. Halkımız  layık

olduğu  veçhile yönetilmeye  devam  edilecektir.

Yeni

Amerikan  başkanı Obama  geldi  20 milyar  dolar

olarak  İMF nin  vereceği  kredi   ne  gibi

tavizler  verildi de    İMF nin  45  milyar

dolar  gibi  yüksek  bir  meblağa

ulaştırılmıştır. Acaba bu  tavizler  içinde

Ermenistan’la  sınır açılırsa, Kıbrıs’ta  Rumlara  taviz

verilirse, Irakta  Kürtlere  tavizler  verilirse

gibi   koşullar  ileri  sürülmüş müdür diye

insan  kendi  kendine  sormaktan da  kendini

alamıyor.

Daha

bu gelişimin  içersine  Ergenekon’u dahil  etmedik.

Oysa  Ergenekon  başlı  başına  işlenecek, ele

alınacak  bir  sorunlar  yumağıdır. Şu  anda

suçlanacak  belgeler  yetersiz

olduğu  için  yargılamada

tutuklananların  haksız  yere

yatmalarından  dolayı  yargılayan

savcılarında   yarılanıp  ceza

almalarından  dolayı  sanık

adayları  bırakılmaya  başlanmıştır.

Çok

partili  rejimmiş  gibi  görünse de  demokrasinin

oturmayışı, seçim  sistemindeki  çarpıklık,  1950 sonrası olguyu

aynen  getirmiş,  2010  lar da  1950 leri  yaşar

konumuna  gelmişiz.

Tabiî ki  şu  anda Demokrat  Partinin iktidardan

uzaklaştırıldığı  ihtilaller  geleneği   ortadan

kalktığı  için 2011 senesine  kadar  baskıcı ve

sindirici  ortama yokluk , yoksulluk  ve İşsizliği de

dahil  ettiğimizde  acaba demokrasiye   nasıl

ulaşırız.  İşte 45 milyar

dolarlık  İMF  yardımı

her sene  ödediğimiz  50  milyar

liralık  faiz  ödemeleriyle

yatırıma  dönüşmemiş  gelir

. İşsizliğin  ve

terörün  zirve  yaptığı

bir duruma  getirilmişiz.

Şimdi    daha  fazla

dış  borç,  daha

fazla  dışa  bağımlılık

belimizi  bükmektedir. Milli

gelirin

adaletsizce  dağıtıldığı  bir

ortamda  ne  terör  belasından  kurtulma

şansımız  ne işsizlikten  yoksulluktan

ve de   demokrasiye

geçişten   şansımız  var.

Ahmet  Canbaba

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor...