Şiir • Bilinmiyor

Çeşitlemeler

Yazar / Şair

Melih Cevdet ANDAY
person

Karacaoğlan' ın Bir şiiri Üzerine

I

Atımla yola çıkıyoruz seherde

Sabah büyük bir kuş uyanıyor,

Ağırlaşmış ay gibi susuyorum,

Yaşı bilinmeyen yağmur önümde,

Bin yıl ötedeki ufak çiçekler.

Dün gece, dün gece gördüm düşümde

Kömür gözlümden ayrı düşmüştüm

Sevdamın avucunu bastırıyorum gcceye

Yağıyor dağlara kar benim için

Güz ağaçları ile karıştırıyorum sisleri

Beni yola bırakan ırmağa dönüp bakıyorum

Uzaklıkların sınanmış bıçağı

Bir şey demek gelmiyor içimden

Kanımın buğdayını savuruyorum.

Atımla, atımla yola çıktım seherde

Lale sümbüller içinde hüma kuşları ötüyor,

Avcılar yolu tutmuşlar dağlara erken erken,

Dar sokaklardan geçiyorlar,

Sağlarına sollarına gümüşlü hamayıl asmıslar

Al atlarının,

Mücevherli tüfekler asmışlar omuzlarına,

Yeterince şarapları var günbatımı için

İnsan gibi bakan kartalları gördüklerinde .

II

Kısmetse bu akşam Eğrikol' da yatarız,

Yürümeyen geleceği üzüntümün,

Uzaklara kar gibi yağıyor bilmediğim yıllar

Saklanmış sabahın akpak anısı.

bir kuyu görmüştüm orda, ağzı kapalı,

Geçmişin fazlalığını sınadı yureğim,

Güzeller suyundan içip kanarmış.

Dizimde derman kalmamıştı, çöktüm oturdum,

Ağzı kapalı kuyuya baktım, akşamın başkenti

Konuşmaya başlamamış bir buzağı gibi,

Yazmalar gibi alaca bulaca baktım,

Bir söğüt, bir söğüt de baktı benimle,

Kuşların arasında dal konuşuyordu.

Kırılmamış taş gibiydi güni

Karanlık toprağı karıştırıyordu,

Gizlilik soyluluk veren yaşama.

Hiç güzel sevmedik mi yalan dünyada.

Gelinin ibrişimdi saçı, sustum kaldım,

Yatmadı benimle unutmam, ay toprağa değiyordu,

Üstüne dört libas giymişti

Bir kara, bir yeşil, bir al, bir beyaz,

Göğsünde dört nişan gördüm

Bir elma, bir ayva, bir nar, bir kiraz,

Cerenlerin yolundan koştu gitti.

III

Iraktır derler Kefendiz'in yolunu,

Yaşlanmış bir yağmur gibi kararıyorum,

Kısmetse bu gece Kefendiz' de yatarız

Akşam, uyardığım yolların kutsallığı,

Doğunun sütündeki haşhaş, amansız ot.

Al benekli keten giyer kızları,

Kar gibi paylaşırlar çiçeklerin sessizliğinde

Filiz veren söğütlerin yanında türkü söylerler,

Sevdamın şamdanı yanar gözlerinişn ucunda,

Bakışımın iki avucunda yunar kederim.

Al yeşil konakları var, al çuhalı

Yiğitler iner ufacık meşeli yollara,

Uçar beyaz kazlar, gergin kumrular konar

İnci mercandan dallara,

Mevsimidir büyüyen taşın, arada bir öten

Badem ağacının, büyülerle uyutulmuş toprakta.

Ah elin ve gökyüzünün çaresizliği...

Çok çekti gönlüm, gönlüm, ayrılıktan küçük bir kuş,

Uzakların kırağı düşmüş camı,

Sevdaya düşen yorulmaz derler.

Yedi türlü çiçek vardı başında

Dökmüş ince bele tel karmakarış.

Akşamdan soyunup girdim koynuna

Seher yıldızını gördüm, ülkeri gördüm,

Garipçe garipçe öten ibibik uyandırdı beni

Tekir' e gidecektim, ağır yağmurla yanyana,

Suyu dalgalı köprüden geçip.

IV

Gençliğimin karını serpiyorum ocağa,

Atımla Kırım'ı aştıktan sonra

Boynuna bırakırım dizgini düşsün,

aksu'yun köprüsünü geçerim konuşkan bir arı ile,

Yağmur yağarken hendeğe, soyluluk getiren tan,

Şebboyların içinde saçını tarar havai sabah,

Ulu kuşlar semah kurar yukarıda,

Orman ve cırcırla büyümüş çılgınlık.

Güneşin kara dikenleri bölüyor yorgunluğumu,

Akarsuyun tüyleri birikmiş sesini incelten acıma,

Kuş sürüleriyle türkü çağırıyor yaşamın egemen otu.

Kısmetimiz varsa bu akşam Maraş' ta yatarız,

Bir han gördüm üç yüz altmış kapılı,

Kimini açtık, kimini ördük, çekik kaşlı yıldız,

Altın kafeslerde öter bülbülleri düşümdeki zamandan,

Tazıları gökboncukludur, seslenelim diye gök,

Yeşil ördek yayılmıştır çemenin şaşkın seline.

Bir buğday benizli, zülfü dolaşık

Gitme kal dedi, oyaladı beni ateşböceği evinde,

Perdelerin çiçeklerini topluyordu elma ağacı,

Saçındaki gülü koparmıştı bahçe.

Şarabı çam testilerden içtikti, dokunulmamış gün,

Toros' tan göç ediyor gibi,

Sonra batı rüzgarı girdi uykumuza,

Güvercinler girdi, kuğu kuşları, turnalar,

Uyuyup uykuya kanamaz oldum,

Uyandım ağladım,

Sarhoştum daha.

VIII

Üç derdim var birbirinden seçilmez

Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm,

Daracık daracık bir yerim de yok.

Akşam geçiyor yaban arısını iterek,

Yüreğimin toprak yığını kuşlarla hafifliyor,

Acı, sıcak çorbasını arıyor tenceremde,

Ağlayayım diye bir cam,

Camın mendiline silinen yağmur,

Bu ılık yaz yağmuru yeşertir yüreği

Yapraktan önce kız memelerine değer.

Yüzümüzü yıkadığımız akşamın esintisinde

Rüzgarın kederli arabası oyalar bizi,

Pencerenin lambasını söndürmüştür batan güneş,

Sel gibi kurumuştur gün, geceye yürüyen dal,

Varırız atım, tokmağını çalarız

Ayışığında kuzulu kapının, sisle yanyana .

Selvi yuvarlayıp durur yıldızları tıngır mıngır,

Ayın kınalı elleri sevgilimin yüzüne değer.

Konuşan kuşlar götürürüz ona saydam gagalı,

Görülmedik yemekler, Fizan tarakları,

İpek mahreme, çift yanlı fildişi ayna...

Atım sende küheylanlık varsa

Gece yar koynunda yatarız atım.

"Karacaoğlan' ın Bir şiiri Üzerine"

IX

Ayrılık acı

Mektubunu okuyamıyorum

Gün mü, gece mi belli değil

Gelmeyeceğini yazmış olmalı.

X

Sevgilim beni bu bahçeye getirmişti

Yağmurlar yağmış, rüzgarlar esmişti

Şarap içmiştik yanyana

Küpeler kulakta mum gibi yanar

XI

Kuşlar seslerini bulmak için

Bahçelere koşuyorlar

O kadar yer gördüm ki

İçim sızlıyor unuttukça

XII

Pervaneyi öptü sevdi

Yanık bir türkü söyletti ona

Bense akşamın koca denizine doğru

İndim, yüreğim yanık.

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor...