Şiir • Bilinmiyor

Camilerin Beyaz Güvercinine Şiir

Yazar / Şair

Hamdi Oruç
person

Camilerin beyaz güvercinine şiir

Bereketli bir günde cuma saatinde

Cami kürsüsünde gür bir sesti o

Onu görünce eridi gönlümde karlar

Kış git başımdan gönlüm bu güneşte

Yanmalıyım pişmeliyim nurlu ateşte

Gönlüm görmez bir daha ömrümde karlar

Mavi uçurtma olun mavi gökler ona şimdi...

Güle çevirir gül yüzü dikeni

O camilerin beyaz güvercini

O pınar oldu susuzluğuma

O güneş oldu karanlığıma...

Dili bal çeşmesi

Ateş üfler sesi

Yüce Allah’ın asra hediyesi

Eli dili nurlu bir gül insan...

O ölü gönle verdi can...

Fiğanım gülü solan bülbüllerde bile olmasın

Hayat karanlıklarını da tanıttı bana..

Ben gökyüzüyüm yitirmişim maviliğimi

Rüzğarı çalınan bir baharda var dert bir de bende

Gönlüm güneşe dönsende

Yetirmişsin güneşini

Zalim ateşindesin kışın

Derin kuyusundasın karanlığa akışın...

Yakub’un bulutlu gökleri şimdi

ışık ışık yusuf gönle uzansın bir el

Asrın bahsızıyım soframa nurlu aş koy

Ölümleri sevdiriyor gül sesi ölsün diye karanlık

Baharda papatya açmaz mı her yer

Şu yanan alnıma seccadeler serer

Şadırvanların derelerinde büyüt ağaçlarımı

Minareler gibi dik durmayı öğret ey nurlu ses...

Elim yüzüm kirlenmiş yağarken karanlık

Şimdi iliklerimde duyuyorum karanlığı

Benim alnım benim gözlerim hep kirli kaldı

Çiçek açarken her bahar iğde ağaçları...

Gönlümün mekkesinde o güneş şimdi

Karanlıklar devrilen peş peşe şimdi

İşte gönlümde sevgilerin paşası

Şimdi ışık ışık gökleri gönlümün

İşte yerleri çiçek çiçek okuyor alnım

Mavi gökleri yıldız yıldız okudu

İstanbul aydınlığında gezen gönlüm şimdi

Gönlüm kelime kelime onu yaz

Minare minare onu yaz her seher vaktine

Gönül ustası ellerinde ışık

Gönlü göklerle barışık

Gözlerinde yıldızlar var karanlığıma

Susuzluğuma nehir sözleri

Köyümün dereleriyle yanyana akan gözleri...

O güzel insan,O güzel insan

Bahar getiren gölgene ölünür...

Rüzğarında savrulayım

Ey camilerin beyaz güvercini

Yıllar yılı aranılan

Dua dua...gölge gölge...iz iz...

Gölgelerden başımı kaldıran güneşsin

Camilerin beyaz güvercinisin

Karanlığa savaşın ne güzel...

Barış güvercini yunus dilin...

Diller onu hatırlatın şimdi

İsmail’in nurlu ayakları

Eşeleyince çölü

Zemzem fışkırmış ya…

Bereketli bakışların

Hep olsun asrın çöllerinde.

Benlik kalmadı bende

Yok olunur sende

Gönlüm ilim denizinde şimdi

Güller şimdi gönlümde....

Camilerin beyaz güvercini

Batmadı güneş

Girdim aşk hastanesine

Açtım yaramı

Ayrılıktan ağlar gözüm

Hasret ateş içimde

Gönlüm bir sarmaşık

Çağrısına aşık güneşin

Çiçek çiçek gülücükleri var güneşe şimdi…

Camilerin beyaz güvercini

Haya deryası

Kur’an nurunun pervanesi

Minareler kalem kalem ışık İstanbul ışık şimdi

Susmuş bende yalanın karanlık dili...

Şimdi yıllar yılı koştuğum o ışıklar

O yıldızlar...

Sofrasında gönlümün...

Konuş içimde güneş ışık kelimelerinle

Sars bu asrı güneş ışık kelimelerinle

Işık sözler aksın sofrasına gönlümün

Işık sözler aksın çöllerime

Çöller onu hatırlatın şimdi

Hangi yol varır aşk şehrine bileyim

Yunusların mezarı aşk şehrinde

Ellerimde cömertliğin çiçekleri

Alnımda secde çiçekleri

Camilerin beyaz güvercini

Şu gönlüme güneşi getiren

Baharı yaşar gönlüm

Gül sevgiyle gül oluyor gönlüm...

Güller onu hatırlatın şimdi

Geldin çölleri aştı mecnunum…

Işık vurdu bahçemdeki bülbülün gözüne

Sabrın meyvelerini topladım şehrimden

Kendime ait bir sokağı yoktu şehrimin…

Gönlüm haritadaki bütün ülkelerden büyük

Bir mum yakılmadı yıllarca

Karanlıklar yumağısın gönlüm yıllar yılı...

İşte mavi göklerde uçurtmalar gibiyim...

Güneş benim gözlerimde doğdu ve çocukların

Güneşlere uyanmamıştım ben hiç

Aşk şehrine varmadım yanmadım ben…

Bin alevli bir sözle yakışın güzel

Gönlüme kelime kelime ışık ışık akışın güzel

Eczaneler hep uzaktı

Yüzümü güneşlere tutuşun güzel

Beyaz kelimeler öğrettin

Beyaz kelimeler gönlümün beyaz anahtarları

Geldin her gelişin baharlar gibi

Aşk şehrinin yağmurları da yağmamıştı gönlümün toprağına...

Kucağı gül dolu gelen gönül bahçıvanım…

Sonsuz yağın yağmurlar

İstanbul’un nisan yağmurları gibi

Beklenen kim

Neden gelmedi diyordum…

Geldin

Sözlerinde uyandıran ateş

Geldin güneş güneş

Gözlerinde sıcak denizler...

Baharı çağıran rüzğarlarlarla geldin …

Ümit bir çınar ağacı oluyor bende

Güneşsizdim yıllar yılı

Geldi gül kokulu

Yıllar yılı gizli kalmış bir ülke buldum içimde...

Güneşlerle geldin ülkeme

Elin öpülür ayağına kapanılır ey güneşlerle gelen

Karanlık yıkıldı bende

Bahçıvan eller sabır meyveleri dikti bahçelerime

Sevgi çiçekler ekti toprağıma

Mavi uçurtma olurum bulutsuz göklere her bahar...

Bu asrı bir bahar kıl bu öksüz gönle Allah’ım

Seni tanımazdan önce

Yıldızlar ışık vermezdi

Yoktu mavi denizler...

Nereye gidiyor anlamazdım gördüğüm izler

Gönlümü diriltmişti sözlerin

Gururdan,kibirden geçtim

Kuşlar,uçurtmalar uçmada göklerimde

Elin öpülür ayağına kapanılır

Ey güneşlerle gelen

Söyle adresini adını duymadığım güneşlerin...

Gönül ustası senin eline

Deynek olsam gezdirsen beni

Bana en güzel rutbedir bu

Gönlümün ülkesinde bir savaş var Bedir bu

Camilerin beyaz güvercini bakma ellerime

Ellerime aşılanmamış cömertlik

Yüreklere indi mertlik

Ellerim sarmaşıklar gibi çiçek açıyor uzuyor o maviliğe

Güller ektin bahçelerine her gönlün

Ateşler ektin bahçelerine her gönlün

Kışıma baharlar getirdin

Başlar bende ateşe susuzluk

Başlıyor güneşe susuzluk

Isıtan güneşlerle geldin

Gecenin karanlığı sökülürken

Aşkı heceledi gönlüm

Çeşmelere koştu kirli ellerim

Seccademin güneşlerinde alnım

Işıklar saçarken ay sözlerin...

Işıklarına ölünür senin

Yalnızlığa öfkem hiç bitmesin Allah’ım

Karanlığa kavgam hiç bitmesin...

Seccadem akıt nehirlerini ışığın

Seccademe boşalt denizlerini sevgi..

Toprağım hasret büyüt uçurtmalı göklere…

Gül bahçelerim nalan…

Gönüllerde en zalim eylül...

Güzel insan seni tanıdım

Karanlığım zalim geceler yaşatırken

Camilerden ay gibi doğdun

Nur kesilirdi camiler...

Camiler mutluluk çeşmeleri...

Elim yüzüm kirli varmıştım camilerin dizlerine

Arınmışım yüz sürerek güneşin ışıktan izlerine...

Karanlığa isyanım yıldız oldu gözlerinden aldım ışığı

Gönlüm şimdi Mevlana aşığı Yunus aşığı

Bahar rüzğarlarını estir gönlümün toprağında...

Geçtim yalanlardan

Şimdi atlarım ufuklara koşuyor

Ölüm bile tatlandı sofranda

Gönül ustasıdır ellerinin ışığı

Gözlerinde yıldızları karanlığımın

Bahar getirir sesin, gölgende diriliş...

İnandım sensin Hüda’nın üstümüze diktiği güneş

Asra tevazu güneşi

Asra aşk güneşi …

Gecenin karanlığı çökmeden üstümüze ışıklar saçtı ay sözlerin...

Gönüllere ışıklı yollar açtı ay sözlerin

İnandım sendin camilerin beyaz güvercini

Sana soruldu ışığın adresi

Nurlu yiğit pınardın büyük susuzluğa

Güneşi getirdin diktin karanlıklara...

İnandım sendin güneşi Allah yolunun

Camilerin en beyaz güvercini...

Mataralar dolu ümit

Ufukta güneş şimdi

Kırlarda sarı çiçekler şimdi

Gönlün çorak toprağında fidanlar büyüyor şimdi...

İşte aşk alev üflüyor

Cüce gönlüm dev şimdi

Zincirler eriyor

Fidanlar gül veriyor

Nehir gibi pak hayat şimdi...

Nehirler onu hatırlatın şimdi

"Camilerin beyaz güvercinine şiir"

Asra aşk güneşi olan…

Mutlu uyu mezarında...

***

Hayatın çöllerini de tanıdım...

Her mecnun aşamaz çöllerini

Çöllerde yiten nehirler bilirim...

Acı Allah’ım

Çölde yiten nehirlere

Yıkılmış viran şehirlere

Sardı aklımı gül kokusu

Gönlümde kulluğun hası

Silindi gönlümün pası

Yıktı tek tek duvarlarını atlarım koşularda

Bir akıncı gönül bu

Ağlatın günahlarım

Savrulsun hallaç pamuğu gibi göz yaşlarım...

***

Aşksızdım, azıksızdım... ölüydüm yıllar yılı.

Vurdu gözüme aşk güneşi

Gönlüm bir aşkın elif-ba’ sında şimdi

Medineyi heceler,Mekkeyi heceler...

Yunusca alfebesi bu aşkın yıkılmaz mı geceler

***

Hayatın kışlarındaydım yıllar yılı

Eylüller de yaşadım...

Yazık ettin çocuklarına karanlık

Zalim bir hayatın akışlarındaydım yıllar yılı

Bahara erdi gönlüm...

Geçti kış günleri

Gönlüm

Büyüttü ışığı

Yaktı ateşi...

Aşk meyvesi oluyor ömrüm...

Ölümden sonra bir çiçek kalıyor gönlüm

Camilerin beyaz güvercini tek sensin

Ölümü bahçeme diktin gül açtı ölüm

Mezarların serinliğindeyim şimdi

Atlarım koşulara hazır...

Beni her gün sıgaya çeksin ölüm...

Toprağıma çiçekler eksin ölüm

Benim tek rüyam gül ölüm

Ay-yıldızlı bayraklara sarılı ölüm

Işıktan el bildim ölümü hep

Yeni çekilmiş resmimde bile gördüm ölümü hep

Tozlu bir yoldu ölüm

Ölüm görülsün her eşyada bana

Vaaz eden dildir ölüm

Beni her gün sıgaya çeksin ölüm...

Gül açar bende ölüm

Işık saçar bende ölüm

Ölüm bu hayatın nesi...

Ölüm bana altın hazinesi

Ölüm üstümüze yağar nur gibi

Hayatın başlangıcında...

Ney inlesin ben inleyeyim

Hayat hasret sınavı...

Kandiller lambalar çağırıyor beni

Kur’an yıldızlı gök yüzü...rahlelerde

Aşkın elif-basını heceler rahleler

Rahlelerde Menzil...

Rahleler kandil

’Bana seni gerek seni demiş... ’Yunus

Aşk güneşi gönlüme Yunus

Yunus kurmuş gönlüme üs

Seccadem bir leyla

Acı bana ey mevla

Sıcak yataklardan geçtim...

Yürüyorum ateşlere

Kandille yetinmiyor güneş diyor gönlüm...

İhlas bahrinde aşk semasında

Cemal var her duasında

Camilerin beyaz güvercini tek sensin

Yaratılanı sevmeli yaratandan ötürü...dedin

Bu ateş güldür yürü dedin

Sensin hasreti gül gül heceleten

Camilerin en beyaz güvercini tek sensin

Söyleyin gönül çobanları

Söyleyin gül nedir

Söyleyin gönül nedir

Yıldızları gibisiniz göklerin

Yerde yıldız yıldız...

Işık saçanlar gönüllere

Şimdi yolumdasınız iz iz

Damla idim oldum deniz

Nerede yolu yaylanın

Aşk yaylaları nerede

Köyümün meralarında koyun kuzu

Aşktır hayat sofrasının tadı tuzu

Aşkla güler gönlün yüzü

Aşktır gönlün gözü

Aşktır ilmin özü

Gönle sur sesidir aşk

Gönlün canıdır nefesidir aşk

Gönlün ışıklı kafesidir aşk

Nurlu yola kilitlenir gözleri gönlümün

Berrak derelerin sesi

Boşalırken kaval sesine

Şimdi geceler bile kul sesine

Camilerin en beyaz güvercini tek sensin

Dağlar ile taşlar ile çağrılsın mevla

Gök yüzü mavi tahta

Vefa gerekir ahta

Kuşlar harfler gibi

Ağaçlar yeşil mürekkep yerde...

Kalkıyor her an bir perde

Camilerin en beyaz güvercini tek sensin

Camilerin beyaz güvercini

Güvercinler uçsun sen kal

Sevdam neden ayak altında bu asırda...

Bana güneş dualar öğret

Musa’nın asasına eş dualar öğret

Duada yer-gök...

Şimdi pak gönüller yola koyulsun

Arı gönüller bala koyulsun

Bir dünya verdin hayal bile olsa gökleri yıldızlı...

Yer gök Kur’an çiçekleri

Camilerin en beyaz güvercini tek sensin

Işıklı asırları okuyorum şimdi

Işık ışık zaman ve çağ

Yolumuzda üzüm ve bağ

Güneşlere pervane güneşler

Komşudan,komşuya taşınan ışık sofraları…

Yahya efendinin mezarında kandil kandil fatihalar şimdi...

Hidayet nasip oldu şükür

Derim kimi gün Fuzuli gibi:

Yoktur anın yanında bir kılca itibarım...

Yoktur anın yanında akılca itibarım

Ayrılık ateşiyle pişmiş Mevlana...

Bu yolun çileli yolcusuyum

Kendime geldim geleli yolcusuyum

Ney gibi inleyen...

Gönlüm kutsi bir yolculuktadır hep

Elimden tutsun bir melek

Elimden tutsun bir melek

Dönsün birde benim gönlüm için felek

Yaş kırk

Çiçek zamanı gönlümün

Damarlara koşuyor kanı gönlümün

Maviliğe uzadı

Ateştir dudaklarında ışığın tadı

Tutunup ışığın iplerine...

Sarmaşık çiçeğim

Hep bahçelerde açsın

Hep koşsun maviliklere

Göklerdeki derinliklere

Ey ışık dertlerime ilaçsın

Yerlerde çok süründü sarmaşık çiçeğim

Kara bulutları vardı hayatımın...

Otuz yıl,otuzbeş yıl

Güneşi göstermeyen

Ey maviliğin yolcusu...

Ah mavi göklerde çiçek açma zamanın ne zaman…...

Camilerin beyaz güvercini

Damla suyun

Denize hasret var özünde...

Yaktıkça yaksın beni hasret

Nurlu bir ölüm şimdi marifet

Yak toprağımı aşk

İsyan otları büyütmesin toprağım daha...

Bir karanlık ki toprağım

Arınmadı elli yılda

Yansın savrulsun toprağım

Sensin ateşi gül gül heceleten

Camilerin beyaz güvercini tek sensin

İmar ediyor gönlümü

Gönül ustası ışıklar

İncinme benden

Deli nefsimden

Ben de bizarım

Camilerin en beyaz güvercini tek sensin

Yanmak ister gönlüm başladı yolculuğu...

Annesiz bir çocuk

Nasıl ağlarsa öyle ağlar

Gel der İmdat der anne der..

Annesiz çocuk

Baharda meyve verir çubuk...

Perdeler kalktıkça

Vardım secdeye

Dünya gurbet...

Gördükçe

Vardım secdeye

Gönlümde hasret ateşi

Gönlümde bu hasretin güneşi

Yandıkça vardım secdeye...

Alnım bir at koşusu var ışığa

Yunus’un ilahileri çivili dilime

Osmanlının adalet kılıcını tutuştur elime

Camilerin beyaz güvercini

Can gönül ustası

Dedim gönlüme binlerce kez:

Yandıkça yan gönlüm

Çünkü bir gurbet burası...

Oyuncaklarını kır gönlüm

Aşk şehrine gir gönlüm

Gönlümde dağ sevgileri Yunusların Mevlanaların

Işığa yolcu olsam ömrümce

Binlerce ömür...

Perde perde yansa gönlüm

Secde secde alnım koşsa ışığa...

Secdelerdedir güneş hayat

İlmin yok kimselerde

Ahlakı güneş olan

Filleri gönlümdeydi Ebrehe’nin

Tankları vardı nefsimin

Öğütleri kılıç olan

Sözleri kalkan olan

Zikri sevdiren

Feyiz ırmağından içirdin…

Borcum büyük sana al gönlümü

Büyü gönlümde can gönül ustası

Bir çiçek yetmez sana bütün gönüller senin

Büyü bütün gönüllerde büyü ve büyüt gönlümü

Sevgin büyüyor gönlümde can gönül ustası

Viran gönlüm saray oldu senin elinde

Yoluna nasıl kurban olunmaz gönle koşan güneş

Sana güneş desem de gökteki güneş değil sana eş

Şimdi mezarın bağlıyor aşka gönülleri o sönmeyen ateş

Ben sana nasıl kurban olmayayım

Haykırdım cihana adını

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor...