Şiir • Bilinmiyor

Böyle Kafaya Böyle Tıraş

Yazar / Şair

Seyfi Karaca
person

Ne demişler.....

"iyilik iki

baştan olur" demişler....miş...eskiler değil mi.?

Evet

diyorsunuz..Susuşunuzdan duyuyor ve anlıyorum...

"Evet işin

ortasını öyle bulmuşlar ve bilmişler atalar. Oturup toprağına; birbirinin insan

sıcaklığına bağdaş kurup; bağrını aynı közden ocaklanan kavimli kardeşliğin

kucağında kundaklayarak..

 Sözü hatır gönüllülük özünden, tek tek; tane

tane,  süzdüre süze... el kadar yürek

yavanına bal katıklar doyumsuzuyla pay-bölüş eden eskiler...Ayynen öyle

demişler.." diyorsunuz..(mu.?)

Eskiler; az-uz

giden pireli develi hemen hemen herşeyin hayattan kendince yükünün altına

girip, yaşamla söz kesip, çoğu masal kendi beşiğini kendi sallayan tıngır

mıngır varların ve yokların hayal mayal gibili yanıbaşı beraberliğinde,

"eğer iyilik iki baştan olmazsa; 

cılkı- foyası çabuk çıkar o dümenin ve o tek taraflılıkla tutulan bütün

işlerin sonu yaş; yantiri, yamuk, töhmetli, rüzva,rezil ... sakattır."

demeye getirmişler sözün özünü.(Bundan sonrasını size sormuyorum müsadenizle)

Eskiler,

"Dışı alaylı içi kalaylı" 

ortam idareliği göstermeliklerin, kaçınılmaz olarak illa kapısından

geçtiği "iyiliğin iki başlı oluşu" nu ayakta uyutup gözünü sapıtı

sapıtmaz, ilk bulduğu kaypak kirişlerden sinekkaydı pıytıp..fırsatçı

poytmakların dürzü erbabına dikkati çekerek...

Kimi hallerdir

ki, "günahı kadar sevmeme" ' 

ler her nekadar dipsiz sapsız hasta ruhluluk arzederse de, insana özgü

sakarlıkların başında geldiğini ve göz ardı edilmesi halinde kişi ağır

düşkırıklıkları sapmasında acı çekeceğini, yaşadıkları hayattan tecrübe ederek

farkına varsalar gerek ki...Eskiler..

Sürekli kendi

çıkış yollarını biryanı hep çocuk kalan ve bildiğinden çok bilmeye muhtaç

insanla birlikte arayışa çıkan yaşam boyunda; diz yorup; dirsek çürüttüğü ve

çoğunca dokuz ayın  elleri ayakları

birbirine dolaşmış tüm çarşambalarını kalp huzuru, kafa durgunluğu, gönül

kanaati, güven ferahlığına ayırıp seçinceye kadar...Çok akşamlar ışır ömrü

sabahında ve çok sabahlar aynı yol yorgunluklarında akşama söner.

Eskiler, "Ne

oğul eline düşürsün, ne mudara ettirsin geline"  demişlerse; birbiri üstüne her türlü

yığılmaların hayatı en işlek halinde tökeziyip sekteye uğratacağının sırrınna

kifayet olmuşlar ki muhakkak...Tersi durumların "Eli duluğundan

(şakağından) hiç gitmeyen" derin ve dalgın düşünceliliklerin insanı

kendine sürgüleyip, hayatın kıyısı köşesinde işe yaramazlığa köhneleyen

"bakım ve tamire muhtaçlılığı" önlenemez derecede kesin kılacacağına

el ve parmak basmışlar...Eskiler...

Uzaklardan

karartısı gelirken bile her halini günübirlik gönül yarenliklerinden tanıyıp

yaşamlarının vazgeçilmez başkonuğu ettikleri haline haldaş söz söyleyen..ve söz

dinleyen..

Alıp verdikleri

soluklarda yaşadıkları bütün biriktirdiklerini üstünde tutunacakları hayat

mekanı ve sağlam temelli toprak bütünlüğü olarak sayıp, yaşayacak ve yolunda

yorulacakları şeyleri ise bu dününü sağlamdan yaptıkları zeminlere yerleştire

yapa..Dipdiri; sağlıklı ve hep gelecek vaadeden durumlara işartetle

eskiler..."borçsuz çoban, borçlu beyden herzaman yeğdir" gibisine

mesela...

Mesela..."Kadın

var arpa unundan aş eder, kadın var buğday unundan leş eder".. dediğine..

"Hak

doğrunun(Eğri kazandığını sansa bile) yardımcısıdır" ..dediğine...

"Böyle başa

böyle traş"..dediklerine..

"Mesela az

ateş çok odun yakar.." dediklerine

Eskiler, dereden

tepeden, vardan yoktan ve havadan sudan lafı lafla ağırlayıp uğurladığı,

dillerinde tüy bitesiye kadar ve ayaklarına kara sular inesiye kadar dönüp

dolaşıp bir daha ve bir daha...Bazan zıddına karanlığın, bazan düzüne şafağa

doğru..

"Borç iyi

güne kalmaz, borçlu alacaklısını görünce ölmese de benzi solar, borç bini

aşınca..." Hayat feleğini şaşar dediklerine....

Dımdızlak ortada

kalmayasın gibi..Diken üstünde yaşamayasın gibi...Kurtuluşu olmayan dertlere

düşmeyesin gibi...Eli kulağında feryatlara mahsurluğa duman attırmayasın  gibi...Eskiler...

"Düğün

pilavıyla dost ağırlayanı.." O gidişlerle dünyanın kendi başına birgün dar

gelip ve dert olacağını..Destursuz atan yalanlara..."Değişelim,

değiş-tokuşturalım.." "Har vurup, harman

-kırıştıralım.."."Tütünü tozutup, tekeli tek parmakta tiftik attiralım.."......"Açılalım...olmazsa

..kafamıza uymazsa ..kapanalım..olmazsa saçılalım..."...."Tokuş-değiş

?yumurta ?tavuk?baba malı gibi

çiflik..edelim..".."Ilımanlaşalım....log-gidi, log gidi, di-İnglişh

mani muizzzik..Diii-yaaaalog....Figaro figaro..Diiiiyalog..Değiştitttirelim..Değişelim..."

O gidişlerle

yani...

Gazete patronu

elindeki "Naaaabersiniz ayol..!" haline dönüştürdüğü düşünmekten ve

haberleşip iletişim kurmaktan ayaz ettiği (Birlikte dönüştürdükleri) "

toplum çürüğe çıkarma" alet ve aygıtlarını siyaseti baskılamanın şantaj

ürünü olarak kullandığına...

Baş katibinin de,

yüksek sükseli, havalı manzaralardan aşağıdaki bir damlacık görünen insan

hayatlarına bakarak, elde tükrük bulaşığı ithal şarap ve hazırkalıp laflarla

kafası bulutlu; dilde özgürlük ve bol demokrasi geveleyen eveleyen.. hiç

içlerine karışmadıkları sefillikler hakkında tepeden inme-binme ferman

yazdıklarına..(Patron iskarpinciliği iş ve güç ayarlayıcılığı esası üstünden

varlığını sürdüren)

O gidişlerle

yani...

Heykel gibi

hareketsiz, duvar gibi iptal ve dilsizlikleri sağlam kazığa bağlayarak..

Üten- kavuran

ahbap ahbaba LOKUM pazarlığı pişirdiği; MUM GİBİ hizaya çekilmiş, pes ettirilip

dize getirilmiş ve  pestili çıkmış

yoklukları avantasına HEP joker olarak kullanana..

Bezginiyle kesat

düşmüş , ömrü üzgün, yüreği paramparça kendi kaderine terkliği eli ayağı buz

kesmişliği...daim kılmaklar adına..

Gittiği istila,

soygun ve işgallerden

"Her evine

sağ salim dönecek olan Amerikan askerine dualar ediyorum...!" diyene..

"Ne demişler....."

Gizli saklı

insanından ve ülkesinden iş kotarıp pişpirikler oynayana ....(Bilmem kaç

sayfalık, bilmem ne tarihinde bilmem kaç maddelik..)

"Delikten

süpürmeyiniz..Kullanınız..!" Türü, ürün ihracaatçısı durumundaki ayar

verene..azdırıp ayartana...

.............

...................

"Eeeee biz

de boş adam değiliz" tarzına gelen.."Bugüne bugün, biz de buraların

bakım , düzen, onarımından sorumlu EŞ-BAŞKANI' yız !" Tarzı, göğsünü ileri

geri gerip barım barım bağırana...Eskiler..

Günün birinde

hayatın zorunlu gidiş yollarından sapanına demediklerini bırakmamışlar ki...

Gün dönüyooooor,

zaman  dolaşıyooooorr .. "açılım-gömülüm"

vari, sorumluluklarına sahipsiz, yaşam ortasında hiçbir edilmiş eylem ve

emekler karşılığı bulunmayan ve dünü bugününden erteli.. bugünü yarınından yüzü

dönük , kayıp ve kaçak...

Borcu başından

aşkın, "stratejik ortak, vazgeçilmez müttefik" kafa kıyaklığına TEK

TARAFLI ve HÜKMEN (İyilik iki baştan olur sözünü ayakta uyutup) teslimli tav.. Yaşantısının

yüzüne bakmayıp azatlığa ihaleye verenleri hayat; per perişanda koyarken..

Elbette günü;

eni-boyuna, helalinden ve hakkıyla yürüyene 

ve yürütene de hoş gelip; hoşça kalıyor benimsin diyen... hayat..

.........

Şimdi de

neyimiş....miş ...mişşşşşş mişşşş miiiiiiiiiiiiş...

Ermeni yasa

tasarısı mıymış neyimiş..??!!??!!??!!

"Vay sen

misin bizi kündeye getiren..?."...Baaaar baaar barım, çırım, çığlık,

...hani suç bastırır gibi...Neymiş te.."O adamlar bize değil kendine zarar

verirmişmişlermiş te..Yok sorsan haritada bile davasını güttüklerinin yerini

bile gösteremezlermişmişler de...Yok traji komiklermiş ve ne yapmak istedikleri

anlaşılamıyormuş muş da...."

Valla biz tanımaz

etmeyiz..Ama herifçioğulları bal gibi de biliyorlar bu blöflerden ..kimden ne

çırpıp koparacaklarını..Hemde dünyanın kendi insanlarının bile izi düşmediği

köşe bucakları serçe parmağına dolayıp azap tiyatrosu oynattıran olarak..Değil

bu dünyayı..Sizin aklınızın ermediği uzay köşelerinde çalınacak çırpılacak

nerde ne var..Çooook iyi biliyorlar.

Güya...Biz de

yuttuk gibi yaptık.. Öyle mi..??

Zaten biz ne

tanırııız ne de tanışırız dedik ya..Siz eş-başkan..Ötekiler düz başkan..Biz

anlamayız..Kim kim..? Siz eş-buş-baş-başkan...Biz ne anlarıııız ne de anlaşırız

o ayaklardan..

Zaten bu

firikikler, bu alicengizler de kimbilir kimin niyesine...? ...Cirit siiiz , ciritleyen

siz.. Ortalığı o kadar yordunuz duman toz ki...Bunca içkin ve içli dışlı

paslaşarak günü kurtaran yalan dolanlarda..Anlaşılmak luzumu bile

duyulmuyorsunuz artık.

Hani bilmez de

insan bir damla sözün dünya kıymetlisi cansuyunca .."İyilik iki baştan

olur" yaşamsal duyurusunu..Gündüz atılan yalan yüklü havalı-fişekli can

kurtarıcılığına ören veran..

Ve el keyfine,

tek teraflı ısmarlama, gelen gidenlerle fırtına ortası denizlerde yol iz

bilmeze dümen  teslim edilirse...

Herşey zıddı

zıddna terse döner..Deniz de batar, gemi de..Ki, ismine ister felaket deyin

ister tufan..

Bunun devamında

tabi hayatın bütün başlıklarında olduğu gibi, en çok ta özgürlük; eşitlik,

kardeşlik, hak, hukuk, demokrasi, hoşgörü.....gibi hayatta bir türlü içi

doldurulamamış laflar, kuru kuruya; ve hiç alakasızlarca çıfıt ve çamur

niyetine evelenip, maskaralığa dillerde gevelenerek..Ayaklar altında çar çur

edilecektir tabi..

Zülfü-dündar'

ların Zülfüsü gibi mesela...Yaptığı "Dönüştürme-değiştirme" ortak iş

ve işçiliğinden dolayı kendini eleştirenlere,  tam aydın pozuyla "Yarı aydınlar damgalamalı"

posta koyacak..Ve sıradan eleştiriye bile tahammülü olmayan böyle "Güzel

düşler yarıncısı" yönünden serüven estiren demlerle..Benzeri nicelerinden

özenle alıştırılmış ve bu uğurda yattığı mapusluğundan..Rüzgara karşı yürüyen

ne yaman..olduğundan...kılıç kalkan vesaire...

Biz de yuttuk

tabi...Güya biz de yutmuş gibi yaptık..Öyle mi..??

Sahi

unutmadan...Ne demişti eskiler ne demiştiiii..???

"İyilik iki baştan

olur"... ya da "Böyle kafaya , böyle traş..!" Mıydı neydi..??

 

Seyfi

Karaca                       Mart / 10

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor...