Şiir • Bilinmiyor

Bölük Pörçük (1-2-3)

Yazar / Şair

Numan Kurt
person

BÖLÜK PÖRÇÜK (1)

Ne de ısıtır insanın içini

Yaz günleri

Ilık esen rüzgârla

Sabah güneşi

Komşu gelin Yeter bacının

Transistörlü radyosunda

"Şen ola düğün, şen ola"

..........

Çiy vardır erkenden

Ağzını açmış bekleyen aslanlar gibi

Ekinleri yutmayı bekler

Biçerdöverler

Hele bir kuşluk vakti gelsin

Dinle o zaman

Vagonete gürül gürül dökülen

Buğdayın bereket sesini

...........

Sac kurulmuş dışardaki tandıra

Ümüş ebem içli çörek yapıyor

Çöreğin de kenarı kızarmış

Hoş kokulu tereyağ akıyor

Odanın kapısında

Dedem

Elinde peşkir

Sinekleri kovalıyor

Biraz gecikirse çörek

Dövüşecek adam arıyor

.............

Bir telaş bir telaş köylüde

Harman hasat zamanı

Önce dökülür buğday kapıya

Kamyoncular gelir, çinik çinik sayılır buğday

Kışlık yiyecek, borç harç parası için

Satılır "Yabanlı"ya

Biter mi iş köy yerinde

Sap çekilecek, patoza verilecek, saman yosulacak

Biz üç kardeş kendi işimizle birlikte

Koşarız yardıma

Anamızın tek "gardaş"ı dayıma

..............

Güz yaklaşır

Başlar köylünün tek eğlencesi düğünler

Vursun davul, çalsın zurna

Kurulsun sinsinler

Öyle bir iki gün değil

Dört gün sürer

Komşu köylerden gelen gidenler

Nasıl unutulur Haydar, Hüseyin ustaların

"Gıy gıy" abdal havaları

Atılan paraları sırt üstü yatıp alan köçeğin

Zil şakırtıları

Hele de peş peşe gelen

Bu gün hepimizin unuttuğu

Köyümün halayları

En çok da gelin gideceği sabah

Serilen çeyizi

"Benim de olur mu bir gün?" diye

Seyretmeyi severdim

Gelin çıkarken evden zurnacının çaldığı

Gelin havasıyla ben de bazen

Gözyaşı dökerdim

..............

Çok severdi köyümün gençleri

Futbol oynamayı

Bir de o zamanın rüzgârıyla

Devrim yapmayı

Her yanı düzlük olan köyümde

Filesiz direklerle kurulmuş

Kireçle çizilmiş futbol sahası

Bırakın çevre köyleri

Yakın ilçelere de kafa tutardı

Köyümün formasız futbol takımı

...............

İllerde, ilçelerde tutulan

İki göz evlerde

Üçümüz, beşimiz bir araya gelip

Bazen başımızda bir ebemiz

Okumaya çalışırdık

Biz köy çocukları

Ne de tatlı gelirdi haftada bir

Altmış kuruşa sinemaya gitmek

Ve de belki yılda bir

Yüz yirmi beş kuruşa yarım ekmekle birlikte

Bir tabak kuru fasulye yemek

................

Bugün de böyle

Dizelerle anlatmak istedim köyümü

Şimdi gidip de bulamadığım tatları

Zaman zaman

Anlatacağım

....................................................................

BÖLÜK PÖRÇÜK (2)

Evler evler

Toprak damlı evler

Kış yaklaşıyor, kar, yağmur

Bu evlerin damları

Çorak ister

Çorak dediğin iki köy ötede

Güzyurdu’nda

Traktörler getirmek için bu çorağı

Yarışa çıkar

Birbiri ardında

Biz de iki emmi oğlu

At arabasıyla

Kaplumbağa ile tavşanın yarışı misali

Düşeriz yollara

Bir göçmen köyü var

İki saatlik yürüyüş mesafesi

Adı Yurtyeri

Onlar gelince, ben doğduğum yıl

Kaymakamı vurmuş köylüm

Yerleşirler de toprağımızı bölerler diye

Köyüm medeniyeti onlardan öğrendi

Tarlalar yine bölündü

Kerpiç duvarımızı, sıvamızı onlar yaptı

Pancar, ayçiçek ekmeyi onlardan öğrendik

Bir de çatılı evi

Çünkü onların hepsi işinin eri

.............

Akşam olur

Çoluk çocuk yer sofrasında

Çalarlar kaşığı bulgur pilavına

Ya da ara sıra da olsa

Patatese, patlıcana

Daha sofra yeni kalkmıştır ki

Duyulur dışarda

Hakkı dayımın "Ben geliyorum" öksürüğü

Tam da ne güzel sohbet olacak derken

Uyuklamaya başlarlar Hacı dayı, Yaşar dayı, Ali Şükrü ağabey

Her biri bir köşede

...........

Bir bayram sabahı

Köyün aklı yeteni camide

Gezici olduğunu söyleyen vaiz

Konuşuyor o kutsal kürsüde

Ama söyledikleri

Çok tuhaf, saçma geliyor hepimize

Dayanamıyor "Hatip" namıyla Hakkı Çavuş

Bağırıyor vaiz bozuntusuna:

"İn aşağı ordan dürzü!"

Neye uğradığını şaşırıyor adam

Allak bullak oluyor yüzü

..........

Kadınlarımız, kızlarımız

Analarımız, bacılarımız

Hele de yazın

Durmadan çalışanlarımız, çalışanlarımız

Az da olsa boş kaldığında

Eline hemen kirman alanlarımız

Şimdi ara sıra da olsa

Aklıma gelir

Düğünlerde

"Su sızıyor, sızıyor taşların arasına

Oğlan ben kurban olam kaşların arasına"

Türküsüyle birlikte

Def çalışınız

.............

Açarız uyumamışsak

Akşam saat dokuzda radyoyu

Dinleriz sanki huşu içinde

"Mikrofonda Tiyatro"yu

Bir de ramazan geceleri sahurda

"Ah,Karagöz’üm" sesleri

Köyde az bulunan radyodan

Maç dinlemeye gelirlerdi bize

Köyümün neredeyse tüm gençleri

............

Göllerinde kurbağalar öten

Bacalarında Dadağı kömürü tüten

Şimdilerde çoğu insanını

Kentlere göçüren köyüm

Anımsadıkça seni

Hep anlatacağım

..................................................

"BÖLÜK PÖRÇÜK (1)"

BÖLÜK PÖRÇÜK (3)

Utangacız,sessiziz ama

O kadar da uysal değiliz

Biz de

Bazen elimizde kuş lastiği ya da

Sapanla gezeriz

Lastiği bulmak kolay

Kesersin vagonetlerin eskimiş iç lastiğinden

Peki ağaçtan çatalı nerde bunun

Dikili ağaç yok ki köyde

Kessek bu ağacın bir yerinden

Satın alırdık herhalde

Köye gelen çerçilerden

..........

Elimde kuş lastiği

Dolaşıyorum ne yapacağımı bilmeden

Birden bir serçe konuyor

Teyzemgilin tandır damındaki bacaya

Körün taşı denk gelir misali

Lastikteki taşı salıyorum havaya

Baktım bacaya konan o minicik serçe yok

Korktu, uçtu gitti, diyorum

Biraz sonra tandır damının

Yanına varıp

Küçük pencerenin camında

Göğsü kanlı

Çırpınan serçeyi görüyorum

Kırlangıçları hiç vuramazdık ya

Artık ne serçe ne de güvercin vuruyorum

............

İlkokul diplomalı da olsa

O zamanlar

Babam, köyün memuru

İlçeden köye gelen

Tapucusu, tahrirat katibi, bankacısı

Öğle yemeğinde

Bizim evde

Haber gelir

Yemek hazırlanacak

Yumurta kırılacak

Tereyağlı pilavın üstüne

Tavuk da didilip konacak

Şimdiki gibi hazır tavuk mu var

Görev bize verilir

Tavuk önde biz arkada koş babam koş

Çok geçmez

Bizim tavuk olur sarhoş

Kanatlar düşer, ak tavuk koşamaz olur

Biraz sonra kesilmiştir

Kendini sıcak suda bulur

Yerler, içerler, pantolon kemerleri göbek üstünde memurlar

Evin çocukları da sıyrılmış kemiklere bakar

............

Bozkırın ortasında

Düz ovada ağaçsız bir köy

Toprak çok bereketli ama

Yetişen buğday ve pancar

Sebze, meyve ne arar

Arada sırada ilçe pazarından gelen meyveler

Onu da ev ahalisi

Gıdım gıdım yer

"Kömbe" denilen şehir ekmeği yani somun

Ayda yılda bir kez kasabadan gelir

Mübarek; pasta, börek niyetine yenir

...........

Bin dokuz yüz altmışlı, yetmişli yıllar

Bir "Neşet Ertaş rüzgârı" esiyor

Orta Anadolu’da

Biz gençler de dinliyoruz

Büyük zevkle

Bu "Bozkırın Tezenesi"ni

Radyoda ya da kırk beşlik plaklarda

"Köprüden Geçti Gelin" türküsü

En güzel ifadesini buluyor

Halaylarda

.............

"Bölük Pörçük" anılarım

Zaman zaman devam edecek

Köyümün kırk elli yıl önceki

Yaşam biçimi

Bu tarz anlatımımla

Köy sitemize

Yine gelecek

..........................................................................................................

Numan Kurt

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor...