Şiir • Bilinmiyor

Bir Nahit Övünç Şiiri:esat Kurt’u Anlatmak...

Yazar / Şair

Esat Kurt
person

sabahlar şımarık çocuk gibi,çıkar ya omuzlarıma

nerelerde,nelerleyken bıkmadan aradıklarım

yürüyen duvar,yüz-dönmüş pencere,dar merdivenler

birde o saksılar,karşı balkondaki,çelimsiz saplar içlerinde

kurumuş dallarına bakıp kiraz ağacının

göçüp-gitmişti öbür cumalar,yaşadıklarım

son yaşadığımdı bu,son cuması aralığın...

yağmur yağıyordu hızlıdan

olmayan mutluluğu taşımaya kalkmış bana esat kurt

koşarak çıkıp merdivenleri kapımı çalmıştı

bira şişelerinin cıvıltılı şangırtıları zembilinde

gözlerinde uçuşan kıvılcımlarla giriverdi kapıdan...

sırtında küçülmüş siyap paltosu,biraz yüzü solgun

/-yıllar boyu bir defacık bile

merhaba esat nasılsın,demedi mutluluk bana

bardağa dolan biranın dalıp altın sarısına uzun-uzun

iki mısra okumuştu bir şiirinde yine

sildi elinin tersiyle köpükleri bıyıklarından

duman sokak,levent akşamlarında öylesine yılgın

tavada patates,bir kağıt birde tükenmez kalem

acıların boy attığı tek nüfuslu dünyasında

yalan sevdalara kırgın,insanlara kırgın

söke'ye,günlere,yollara kırgın,kırgın üniversitelisine

bir yolcu yalnızlık koridorunda,aranmaz,özlenmez

uzak uzak yüreği,kinin zehrinden,cinayetlerinden hıncın...

bir avuç tuzlu fıstık,biraz cips,biraz hardal

3 yumurta kırdık sahandaki sucuk dilimlerine

kederler,hasretler,bekleyişler içli şarkılarda

dumanı üstünde...uçurumlarımıza düşen yaralı kartal

sonra "yarım kalmış akşamüstü"şiirlerinden okudu esat

alnında derin çizgiler gırtlak gırtlağa

ne bir tek yalan,ne bir tek fesat

yetipte-artarak gerçekleri anlatmağa...

"sabahlar şımarık çocuk gibi,çıkar ya omuzlarıma"

yaban giresun ikintilerinde

ekşimiş deniz kokulu rüzgarlar göğüsleyip

en çocuksu sevdalardan,sevinçlerden yoksun yaşamış

fındık bahçelerinde kahırlar süsleyip

kor düşürmüş ciğerlerine,bakışlarında ıslak mavi

tahtaya yapıştırılmış japon kağıtlarına

çizmemiş mahsun yüzünü onun luciana pelizzari

kendini kendi resimlemiş kaskatı toprağa,kurak

elindeki çubukla üstü budak budak...

nice yıllar ihtiyarlamış gencecik bedeninde

akmış çamurlu sular gibi özlem,sessiz ve derinden

bir ses,bir esinti beklemiş

söke'nin kapkara gürgenlerinden...

insan yutan caddelerde zamanlar uzatıp yürümüş

mektuplar,öyküler yazmış,aşk göklerce büyümüş

aç çocuğu,tarlayı,tohumu,toprağı,taşı

hatıralar anlatmış dağılan,kanayan,bitmiş,çürümüş

vahalar taşımış serapları silip yaldızsız imgelerle

çöl olmuş duyguların ateşten kumlarına

"bir gin olsun,merhaba esat nasılsın dememiş mutluluk"

bulmamış bir gülücük,eylül parklarında,kırlarda,çiçeklerde...

Nahit ÖVÜNÇ

Aralık'ın son cuması 1986-Kuzguncuk

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor...