Şiir • Bilinmiyor

Arkadaşım Yusuf

Yazar / Şair

Gürsel İLERİ
person

Benim bir arkadaşım vardı

Yusuf... Yusuf’um

Arkadaştan öteydik, sanki kardeş

Zaten diyorlar ki kırklarımız karışmış

İşte böyle

Biz Yusuf’la kardeş gibi büyüdük

Gün geldi bir parça ekmeği

Soğanla, zeytinle katık edip bölüştük

Gün geldi, aynı kıza vurulduk, küstük dövüştük

Ama hiçbir zaman ayrı kalamadık

Yusuf bensiz, ben Yusufsuz yapamadık

Fakirdik, ilkokulu zor bitirmiştik

Pantolonlarımızda yamalarımız

Yarım simitti tüm katığımız

Düşerdik okul yollarına

Can dostum Yusuf’umla

Benim derslerle aram olmadı hiç

Ne matematikten, ne fenden

Çakmazdım hiçbirinden

Kafam basmazdı işte... Gittik ite kaka

Oysa Yusuf başka, bambaşkaydı

Çalışkandı, kafalıydı hakikatten

İmkânı, fırsatı, hele hele parası olsaydı

Hiçbir şey alıkoyamazdı onu yükselmekten

Garibanlık fırsat vermedi, belimizi bükmekten

Paramız olmasa da umudumuz tükenmedi hiçbir zaman

Hayallerimiz vardı, gelecekten yana

Bir iş kuracaktık, ortak olacaktık

Her şeyin yarısı ona, yarısı bana.

Bir gün parkta otururken beni buldu

Yürümüyor, sanki uçuyordu

“ Hayrola Yusuf! ” dedim.

“ Sana n’oldu? ”

Atıldı, sarıldı boynuma

“ O da seviyormuş beni...”

Böyle takmıştı kafasına Aylin’i...

Bizim Yusuf iyice abayı yakmıştı

Sık sık buluşur olmuşlardı

Son günlerde Yusuf beni bile boşlamıştı

Kıskanmıyorum desem yalandı

Nereden çıkmıştı bu Aylin denen kız

Bizim Yusuf aşkıyla dillere olmuştu sakız

Ah be Yusuf’um!

Bir gün Yusuf iki altın yüzük aldı

Söz yaptılar sözde aralarında

Yüzükleri taktılar parmaklarına

Beni şahit tuttular aşklarına

Herkes senin gibi yürekten mi sever be Yusuf’um

Yusuf şimdi iyice kafayı takmıştı

Ben aidim diyordu Aylin’e

Aylin diyordu da başka bir şey demiyordu

Eyvahlar olsun! Yusuf elden gidiyordu

Bir akşam ava gittik

Tek kırmalarımız hazır tetik

Dört şişe şarap, beş bıldırcın

Sabahı ettik

Başka mevzu mu yoktu

Yusuf içtikçe hep Aylin’den konuşuyordu

“ Yeter dostum, şişirdin! ” desemde

Adamın umurunda olmuyordu

Olmasa da aramızda

Yusuf sayesinde

Sanırsın ki Aylin, avda yanımızda

Aradan iki gün geçti

İki gündür görememiştim Yusuf’u

Yine o Aylin denen kız yüzünden sandım

Özledim de hayırsızı

Daha fazla katlanamadım... Çaldım

Aralandı kapısı. Karşımda yaşlı anası

Öptüm elini, sordum bizimkini

İçeride yatıyormuş, hasta olmuş

“ Herhalde avda üşüttü. Beli ağrıyor, gel oğul

Buyur” Dedi yaşlı kadın, gözlerinde keder

İçeri daldım

“ Yusuf n’aber! N’oldu ulan sana hadi kalksana!

Diye takıldım

Ama... Ama

Yusuf gerçekten hastaydı anladım

Gözlerinin feri gitmişti

Ne olmuştu bu çocuğa böyle birden bire

Günler geçtikçe

Yusuf gitmedi bir türlü iyiye

Gitmedi be

Ağrıları sıklaştı, arttı. Dayanılmaz oldu

Kimi üşütmekten, dedi. Kimi böbrekten

Sarardı, soldu zayıfladı Yusuf’um

Bir gece sabaha karşı attık hastaneye

Böyle başlandı sözde tedaviye

"Benim bir arkadaşım vardı"

Günler geçiyordu

Türlü türlü tedaviler sürüyordu

Ama Yusuf... Yusuf’um bir mum gibi eriyordu

Saçları da dökülünce tamamen

Anlamıştım... Anlamıştım acı gerçeği

Yusuf! Yusuf kanserdi

Artık bir deri, bir kemikti

Her fırsatta hastanedeydim

Sık sık dolaşıyordum, teselli veriyordum

Üzülüyordu Yusuf... Kahrediyordu

“ Görüyor musun be kardeş, ne hale geldim.” Diyordu

“ Üzülme sen Yusuf.” Diyordum.

“ Üzme kendini hele bir iyileş bak! Eskisinden gür

çıkacak saçların...”

Oysa Yusuf canı gibi bakardı saçlarına

Geçer ayna karşısına, taranırdı dakikalarca

“ Ulan artist misin! ” derdim

Dağıtıverirdim saçlarını

Bir kızardı ki sormayın... Birden

“ Ah be kardeş! ” dedi “Keşke keşke olsa o saçlar yine

dağıtıp yine kızdırsan beni...”

Bir şey söyleyemedim. Boğazımda bir düğüm

Öylece bir gülümsedim, gözlerim yaş dolu dolu

Öylece bir gülümsedim, dişlerimi sıkarak

Gözlerim yaş dolu dolu

Öylece bir gülümsedim, başımı hafif hafif sallayarak

Hıçkıra hıçkıra ağlamamak için kendimi zor tutarak

Ah be Yusuf’um

Yetmez gibi bu derdin

Hasta bedenin, yorgun kalbin

Nasıl acısını taşır, nasıl yükünü taşır ihanetin

Sorma bana, sorma sakın! Sorma onu

Ama ne çare

Yusuf’um hep o vefasızı soruyordu

Aylin neden... Neden hiç gelmiyordu?

Sonunda Yusuf’u taburcu ettiler

Yani kısacası

Git te evinde öl, dediler

Zaten ellerindeki üç beş kuruşu da tüketmişlerdi

Yusuf ta bitmişti

Bir battaniye içinde taşıdık yatağına

Yaşlı anası, üşümesin diye

Çıplak başına bir şapka giydirdi

İki kaşık çorbayı zor yedirdi

Yusuf artık bir tevekküle gömülmüş gibiydi

Gözleriyle çok şeyler anlatıyor

Ama kelimeler ağzından çıkacak

Takadı bulamıyordu

Öyle bitkin, öylesine halsizdi Yusuf’um

Birden eli havaya kalktı

Elimi yakaladı

Ta gözlerimin içine baktı

Allahım o ne acı bir ifadeydi öyle

Yine... Yine onu sordu Yusuf’um

Aylin neredeydi, neden hiç arayıp sormuyordu?

Neden bir kerecik bile gelmiyordu?

Başımı eğdim

Yusuf elimi bırakmıyordu

Bu kez gözyaşlarımı gizleyemedim

Kendimi tutamadım, hıçkırıklarımı engelleyemedim

Yusuf her şeyi anladı

“ Çoktan birini buldu da o vefasız şimdi başkasının kollarında”

Dememe gerek kalmadı

Sustu Yusuf, sustu

Bir daha konuşmadı

Bir ara uykuya daldı

Sonra birden sıçradı, uyandı

Gözlerime baktı kaldı

Hiçbir şey anlatamadı... Ağlayamadı

Sabaha karşı

Sabaha karşı beşi çeyrek geçe ruhunu teslim etti

Acılarını, ihaneti her şeyi bitirdi kardeşim

Sarıldık yaşlı anasıyla

Ağladık, ağladık, ağladık

Yusuf’umun açık gözlerini kapadık

Çenesini bağladık

Öğleye doğru kaldırdık cenazeyi

Birkaç konu komşu, birkaç arkadaş

Yusuf’u verdik toprağa

Hava sıcaktı

Dönüşte her yer çok ıssız, çok karanlıktı

İçimde tarifsiz bir acı, bir sıkıntı

Evime doğru yürüyordum

Birden köşeden o çıktı

Aylin’di

Yeni sevgilisiyle el eleydi

Bir elinde dondurması

Neşeli bir kahkaha attı

Güneş vurdu, parmağında bir şey ışıldadı

Bu! Bu Yusuf’umun aldığı söz yüzüğüydü

Hala Aylin’in parmağındaydı

Gayrı ben ne anlatayım

Gayrı ben ne söyleyeyim

Sen! Sen kalk be Yusuf’um

Kalk gör son nefeste

Adını sayıkladığın Aylin’i

Kalk be Yusuf’um kalk gör

Geride bıraktığın kardeşinin halini

Kalk be Yusuf’um kalk gör

Bu kahpe dünyanın halini

Benden bile mi çok sevdi bu

Kara topraklar seni

Kalk be Yusuf’um kalk

Koşuyordum şimdi, hızla çılgınca

Koşuyordum kimseler görmesin diye

Duvarları yumrukladığım için kanayan ellerimi

Koşuyordum kimseler görmesin diye

Yaşlar... Yaşlar ile dolup taşan gözlerimi

Kalk! Kalk be Yusuf’um

Sen! Sen gör halimi

Kalk! Kalk be Yusuf’um sen gör, paramparça olan

Dağlanan... Cayır cayır yanan yüreğimi...

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor...