Şiir • Bilinmiyor

Ankara Ankara Güzel Ankara’dan

Yazar / Şair

Ali CENGİZKAN
person

sunu

Ankara bir düşler kentidir. Kentin kendisi insanları düşler dünyasına taşıdığından

değil: İnsan Ankara'da düş kurmadan yaşayamaz da ondan. Ya yönetimle ilgili

bir düşünüz olmalı, ya mutlulukla ilgili; ya iyi insanlıkla ilgili bir düşünüz

olmalı, ya da iyi sanatçılıkla ilgili. Düşlersiz yaşanamaz Ankara'da: Çünkü

ufuklar sınırlıdır dağlarla, geniş bir ufuk düşünüz yoksa. Çünkü dereler sığdır

ve 'denetim altındadır', göğsümüzde yüreğimiz bir çağlayana kaynak

oluşturmuyorsa. Çünkü Kale terkedilmiş gözükür uzaktan, içimizde taht

kuran/hüküm süren, astığı astık/kestiği kestik ama sırasında kendini de kesen

bir yönetim yoksa. Çünkü ilişkiler köhnemiş, 'memurin' ve hesaplıdır,

yaptığınız herşeyi karşılıksız yapmıyorsanız. Onun için de Ankara bir düşler

yatağıdır, onun çorak bir ülke, tozlu bir kent, kısır bir yaşam ve çeşnisiz bir

toprak olduğu bir yana bırakılırsa.

İşte bu şiir bu düşleri anlatır. Ve aşk delileri, mal delileri, göz delileri,yorgan

yüzlüler, melekler, körler, sağırlar, dilsizler, sıkmabaşlar, açık bacaklar,

şaşılar, uygunadımlar, beyinseverler, topatanlar, ayran kanlılar, koltukçular,

yarım pabuçlar, zenneler,kırık boyunlular, boksör köpekleri, telli bardaklar,

yaylı sazlar, dost ölüleri ve diğerleri adına ve onlar için yazılmıştır.

II. KARANFİLLER VE İNSANIN HUYU

Bakanlıklardayım. Elimde bir kırmızı karanfil.

Hiç aklımda yoktu, hatta romantik bulurdum

ama önünden geçerken çiçekçinin, beni al dedi

aldım ve yapraklarında kayboldum, küçülerek

küçülerek, çünkü karşımda duvarlarında hâlâ

o kurşun delikleri olan

(delikler 22 Şubat, 21 ve 27 Mayıs'ta açılmıştır)

1933 Alman mimarisini anımsatan

uzun kolonlu,yayvan, suskun ve kendini ağırdan satan

bir bina var. Yıl 1983. Ve ben dört yıl öncesini anlatıyorum.

Dört yıl öncesini anlatıyorum.

O zaman henüz kurşun delikleri beşinci kez sıvanmamış

köşedeki parka bir ağlayan kadın heykeli konmamış

ve yerler parke taşla kaplanmamıştı.

Öğle vakti ben

kendimi çiçeklerle avutuyorum:

Yeşil kurtarıyor bazen.

Üç dakika sonra o geliyor

topraktan bir gelincik fışkırıyor

siyahı kaşlarına, ah, kırmızısı esmer tenine benzeyen

ve ben o gelinciğin ellerini tutuyorum

yeni yıkanmış, ıslak, pembe

gözlerinden bacakarasına doğru inen su burda işte.

"sunu"

Kırmızıdır su senin bakışından

yeşil bir serinliktir Ankara'da

o çeşmedir Kale'de birdenbire karşınıza çıkan

çünkü kırmızıdır su benim aşkımdan.

Kim derdi ki dört yıl sonra bu şiiri yazarken

Nâzım'dan elalıp bu şiiri yazarken

bütün akarsular kurumuş olacak

(zaten Bentderesi'nin üstü çoktan kapanmıştır)

Abdi İpekçi öldürülecek, ismi bir parka verilecek

(Sıhhiye'dedir park, büyük bir gölü vardır)

yani akarsu yerine durgun ve yeşil su yeğlenerek

(zaten Cumhuriyet'te hep böyle yapılmıştır)

dahası

kim derdi ki yanımda sen olmayacaksın diye.

Hepsi bitti. Karşıda Millet Meclisi

hâlâ eldeğmemiş bahçesiyle duruyor.

Bâkir ve temiz. Yaşanmamışlığın temizliği.

Biraz da sevinçli Halkevleri binasını yıktırdığı

ve bahçesini dörtyüz metrekare daha genişlettiği

halkı içinden temelli attığı

ve kendisini millete verdiği için.

Hepsi bitti. Bir kumru gördüğümde

(Ankara'da ne kadar da arttı kumrular, bilemezsin

belki aşktan, belki ayrılıktan diyorlar)

işte ben bir kumru gördüğümde

haberini alıyorum bahçesindeki heykelin.

Biraz büyükmüş.

Biraz mağrur

biraz sade

biraz ezik

dururmuş öyle.

Bakanlıklardayım elimde kırmızı bir karanfille.

Hangi bakanlık mı, kuşkusuz gönlümün bakanlığı.

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor...